Uzaylıların İnsanlığa İlk Dokunuşu,İnsanlığın Değişen Kaderi


1
1 share, 1 point

Uzaylılar. Antik çağlardan bu yana insanlığa kritik dokunuşlar yaptığına inanılan varlıklar. Varlıklarını gerçek anlamda ispatlayamadığımız, fakat mağara resimleri, tablolar ve daha birçok yerde tanımlayamadığımız cisimlere ufo ismi vererek anlamlandırdığımız araçlarıyla dünyayı birçok kez ziyaret ettikleri düşünülmekte. Üstelik bu ziyaretlerinin sıradan bir ziyaret olmadığı ve insanlığı her ziyaretlerinde onları 1 adım daha ileriye taşıdıkları hatırı sayılır bir kesim tarafından dile getirilmektedir.

 Belli bir kesimin bu yönde inanışa sahip olmalarının altında yatan nedenin, eski çağlarda yaşayan insanların mağara resimlerinde insana benzemeyen varlıkları tasvir etmesi, arkeolojik araştırmalar, eski dönem ressamların resimlerinin bazı bölümlerinde uçan yuvarlak cisimlere yer vermiş olması ve günümüzde uçan nesnelere ait doğru ya da yanlış birçok videonun internet ortamında dolaşması buna en büyük etken olarak gösterilmektedir. Bunun dışında son dönemde ufo teorisyenlerinin ve ortaya çıkan insanların dünya dışı varlıklarla temasa geçtik açıklamaları bu inanışın dozunu biraz daha arttırmaktadır. 2. Bölümde Erhan Kolbaşının Galaktik diplomasi adlı kitabında açıkladığı çok ilginç bilgilere yer vereceğiz.

Peki uzaylılar gerçekten var mı ve gerçekten de insanlığın kaderini değiştirecek müdahalelerde bulundular mı?

Hadi videomuza başlayalım.

Evren ucu bucağı tam olarak bilinmeyen içerisinde karadelikler galaksiler gezegenler ve daha bilinmeyen birçok şeyi barındıran muazzam bir yapı. Bu yapının çok küçük bir kısmı olan samanyolu galaksisi içerisinde bulunan ve yaşamın var olduğu tek yer dünya. Ya da bizim bildiğimiz. Şöyle bir soru sorsak daha iyi olur aslında. Evrende bulunan diğer galaksiler ve gezegenler bir hiç uğruna mı yaratıldı. Hiç sanmıyorum. Koca evrende yalnız olduğumuz düşüncesi mi buna inanmıyorum.

Sözü fazla uzatmadan zamanda geriye doğru giderek uzaylıların insanlara ilk dokunuşunu ve günümüzdeki son duruma bir göz atalım.

Konuyu dini yönden fazla irdelemeden bilimsel ve arkeolojik olarak açıklamaya çalışalım.  İnsanlık, tarih öncesi çağlardan bu yana gelişimini yavaş bir şekilde sürdürdü. Avcılık ve yiyecek toplayarak yaşamını sürdüren insanoğlu için olağanüstü bir şeyler oldu. İnsanlık çok hızlı bir şekilde gelişmeye başladı. İzafi olarak çok kısa bir zaman diliminde taş devrinden uzayın derinliklerine kadar ulaşabilmiştik. Peki gelişimimizi bu kadar hızlandıran şey neydi?

Akıl sahibi düşünebilen insan yani homosapiensin tarihi son araştırmalarda 300-350 bin yıl gerilere, hatta bazı arkeologlara göre de 500 bin yıl kadar gerilere gitmektedir. Taş devrinin yaşandığı bu dönemlerde insanoğlu için bazı şeyleri gerçekleştirmek olanaksızdı.

Bunlardan biri 1970’lerde Romanya da bulunan bir metal parçasıydı. Bulunan bu parça incelendiğinde 250 bin yıldan daha eski ve %90 alüminyumdan oluşuyordu. Üstelik bu metalin üretim teknolojisi dünyadaki teknoloji ile uzaktan yakından alakalı değildi. Günümüzdeki teknoloji ile üretilmediği açık olan bu cismin taş devrine tarihlenmesi oldukça ilgi çekiciydi. Çünkü İnsanlar alüminyumu ancak 200 yıl önce işlemeye başlamıştı.(1)

Bir başka önemli bulgu ise Çin’de ortaya çıkmıştı. Çin’deki bazı göl yataklarının altında mağaralar bulunmuştu ve bu mağaralar da borularla kaplıydı. Baigong boruları olarak adlandırılan bu Boruların boyutları değişkenlik göstermekle beraber, radyoaktif belirtilerde gösteriyordu. Boruların bulunduğu göl kıyısında ise araştırmacılar piramidal yapılar keşfettiklerini açıklamışlardı.  Daha da ilginç olanı, bu boruların insanlar tarafından yapılmamış olmasıydı!

En az 150 bin yıllık olduğu düşünülen borular aşırı uzundu. O dönemde metali işleyip boru haline getirecek bir teknoloji de yoktu. Boruların bulunduğu bölgelerde insan yaşamına dair bir iz bulunmaması da vakayı daha da karmaşık hale getiriyordu. Milat olarak kabul edilen Hz. İsa’nın doğumundan 148 bin yıl önce yapılan borular, hala gizemini korumakta. (2)

Ortaya çıkan en eski bulgular sanki bir hazırlık içerisinde olunduğunu göstermiyor mu? İnsanlığa etki edecek bir hazırlık! İyi mi kötümü bunu videonun devamında göreceğiz…

Ne tesadüftür ki uzun zaman boyunca bir arpa boyu ilerleyemeyen insan bu zaman diliminde bilme bilincine sahip olmuş ve 1.5kg’lık beyni dünyada bulunan hiçbir varlıkta çalışmadığı gibi çalışmaya başlamıştı. Artık Gördükleri onunla kalmıyor bir yerlere aktarılıyordu. Yaşadığı mağaralarda resmettiği sanat eserlerinin içerisine birde temasa geçtiği dünya dışı varlıkları resmetmeye başlamıştı. İnsanlığın kaderini değiştiren uzaylı varlıkları.

İnsan eliyle çizilmiş mağara resimlerinin şu an bilinen en eski örneği 73 bin yıl önce Güney Afrika’nın Blombos mağarasında ortaya çıktı. Bulunan resmin bir sembol mü yoksa büyük bir resmin parçası mı olduğu araştırmalarda devam etmektedir. Fakat bunun dışında

Peru, Özbekistan, Nepal, Mısır, Meksika, Kuzey Amerika, İtalya, Irak, Ekvator, Avusturalya ve Afrika’daki mağaralarda yaklaşık olarak 15bin yıl öncesine tarihlenen uzaylı resimleri mevcut. Yazının bulunmamış olması o dönemde yaşayan insanların karşılaştığı varlıklarla olan ilişkisini mağaralara veya çeşitli objelere çizerek tasvir etmesi geçmişten bilgi almamız açısından büyük önem arz etmektedir.

İşte bu tarih aralığında bilme bilincine erişmiş insan günümüzden 23bin yıl önce bereketli hilal diye tabir edilen bölgede olağanüstü bir adım atarak tarım toplumuna geçiş yaptı ya da yaptırıldı, Bunun da sonucu olarak yerleşik hayat başladı, dini öğretiler ortaya çıktı, tapınaklar inşa edildi, küçük şehirler ve ardından büyük medeniyetler kuruldu. Ve insanlığın kaderi bir daha eskiye dönmeyecek şekilde değişti.

Bilen insanın en önemli gelişimi günümüzden 5000 yıl önce antik mısır zamanında başladı diye bahsedecekken Göbeklitepe’nin keşfi tüm tarih tezlerini yerle bir etti diyebiliriz. Bu konu üzerinde biraz duralım. Çünkü burası insanlık adına önemli dokunuşların gerçekleştiği dönüm noktası olabilecek bilgiler içeriyor. Günümüzden 12 bin yıl önce taş devri döneminde Şanlıurfa’nın Göbeklitepe bölgesinde mükemmel bir mimari yapı inşa edilmişti. Buna benzer yapılar başka bölgelerde göbeklitepenin yapıldığı tarihin çok sonralarında inşa edilmişti. Üstelik burası kadar ayrıntılı değildi. Yapılan araştırmalarda Taş devri dönemindeki insanların bu şekilde bir mimari yapı ortaya çıkarabilecek düzeyde oldukları düşünülmüyordu. Bu mimari yapı arkeologlar tarafından dünyanın en büyük tapınağı olarak ifade ediliyor. Ortaya çıkarılan Taşlar üzerine işlenmiş birçok figür mevcut. Aslında bu bölgede bulunan figürler ve semboller ileride ortaya çıkacak diğer medeniyetlerinde atası niteliğindeydi. Onlara da farklı bir video da değinelim. Bu mimari yapının tapınak olduğundan bahsetmiştim. Semavi dinlerin olmadığı bir dönemde insanlar neye tapınıyorlardı. Ortada bir din yoktu fakat burada tapınma ritüelleri yapılıyordu. Ortaya çıkan bulgularda tüm tapınaklar güney yönüne bakıyordu tamda Orion takımyıldızı ve Sirius yıldızının olduğu yere. Bu yıldızların ileriki dönemlerde ortaya çıkan medeniyetlerde de önemli bir yer tuttuğunu belirtelim. İşte insanların tapındıkları yer tam olarak bu bölgeydi…Gökyüzünden gelen ve onlara yardım eden dünya dışı varlıklara şükranlarını sunuyorlardı. Günümüzdeki araştırmalarda Sirius yıldızında yaşam olma ihtimalinin olmadığı belirtilse de, o bölgede bir yaşamın olduğu gizemi hala akıllarda soru işareti bırakacaktır.

Devam edecek olursak;

Tarım toplumuna geçişle ilgili Sümer tabletlerinde bize son derece çarpıcı bir bilgi verilmekteydi. Sümer tabletlerinde bahsedilen metinlerdeki efsanede tarımın keşfinin Du-Ku da gerçekleştiği tarımın ve hayvancılığın atalarına tanrılar(dünya dışı varlıklar) tarafından hediye edildiği anlatılmaktadır. Acaba bu efsanevi metinlerin kökeni Göbeklitepe tapınağı mı?  İnsanlar tarım toplumuna geçmeye zorlanmış ve bir düzen oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu düzenin ilk adımı ise zaman olmuştur. İnsanların tarımı düzenli yapabilmesi için yetiştirilecek ürünlerin zamanının bilinmesi gerekiyordu. İşte bu kavram yine gökyüzünden gelen varlıkların çözüm için insanlara yine gökyüzünü göstermesi ile sonuçlanmıştır. İnsanlar gökyüzüne Zodyak takımyıldızlarına (siz buna 12 burç ya da 12 takımyıldızı da diyebilirsiniz) bakarak takvimi buldular. Çin, Babil ya da Hindistan kökenli bir bilgi olduğu varsayılan bu takımyıldızlarının yolu yine Göbeklitepe’ye düşmektedir. Bunu nerden mi anlıyoruz. Göbeklitepe D tapınağında ortada T şeklinde stilize edilmiş 2 dikilitaşın etrafını sarmış 12 taştan.

12 sayısı mitoloji ve dinler tarihi açısından özel bir sayı bununla ilgilide bir video hazırlamayı düşünüyorum.

Aslında semavi dinler öncesi insanlar hiçbir zaman din veya felsefeden beslenmediler. İnsanlar o dönemlerde astronomi ve buna bağlı olarak ortaya çıkan mitolojiyi kullandılar. Göbeklitepe den sonraki medeniyetlerde de astronomi ile ilgilenmişlerdir. Videonun devamında bu medeniyetlere değineceğim. Peki o dönemde insanlar astronomi bilgisini nasıl öğrendiler. Taş devri zamanında insanlar yaşamlarını çok çok sıradan bir şekilde sürdürürken bu üst düzey bilgiyi onlara kim verdi. Cevabı sizce açık değil mi.

Göbeklitepe ile insanlık çıtayı bir kez daha yükseltmişti fakat bu yeterli değildi. İnsanlığın versiyon atlaması gerekiyordu. Günümüzden 5000 yıl önce bunun temelleri atılmış Antik Mısır zamanında hiyeroglif yazı ortaya çıkmıştı. İnsanlar Çiviyi taşa koymuş ve yazı yazmaya başlamıştı. Sümerler de ilk zamanlar bu yazı tipine benzer ideogram adı verilen resimli yazıyı kullanmış daha sonrada çivi yazısını bulmuş ve kullanmıştır. Kayıtlar tutulunca yazılı tarih doğmuş 300 bin yıl boyunca beyinsel açıdan ancak bir arpa boyu yol kat eden bilen insan 5000 yıl önce birdenbire kayıt tutmaya başlayınca ok gibi fırlıyor yayından. Bir bilgisayarın gelişim aşamasını düşünsenize çok benziyor değil mi. İnsan v1 v2 v3.

Antik Mısır zamanına gidelim şimdi

Tanrı kavramı Antik Mısırda çokça kullanılıyordu. Çok tanrılı bir inanışın hakim olduğu bu medeniyette En önemli tanrıları göklerde olduğundan astronomi Antik Mısırda oldukça gelişmişti. Göklerde olan tanrıları yıldızlar, güneş ve aydır. Bunları da sembollerinde görmekteyiz. Ve Göklerdeki tanrıları için piramitler inşa etmişlerdir hem de devasa boyutlarda. Bu piramitlerinin ve benzeri yapıların birçoğunu daha sonra dünyanın birçok farklı bölgesinde görebilmekteyiz. Bu konu artık size basit gibi geliyor olabilir. Piramitlerin yapılış amacı ile ilgili yaygın görüş firavunların öldükten sonra yeniden dirileceklerine inanması ya da kıtlık durumunda tahıl ambarı olarak buraları kullanarak kıtlıktan kurtulacaklarını sanması gibi düşünebilirsiniz. Fakat birçok farklı bölgede piramidal yapıların bulunması ve bu bölgelerde kıtlık veya öldükten sonra yeniden diriliş teması olmadığından bu tezin geçerliliği ortadan kalkmaktadır.

Günümüzde hala mısır piramitlerinin gizemi tam olarak çözülebilmiş değil. John Antony Best, Graham Hancook gibi bazı araştırmacılar Orion takımyıldızı ve Sirius’un, Gizadaki ünlü Sfenksin , Keops, Kefren ve Mikerinos piramidinin yapımına önemli etkisi olduğu görüşündeler.

 Fakat şu sıralar eskiden yapılmış bir araştırmanın yeni gün yüzüne çıkan belgeleri ortaya çıkmış. Bu araştırmayı yapan Sovyetler Birliği istihbarat ve gizli servisi KGB. KGB Keops piramidini araştırmış ve son derece çarpıcı bilgilere ulaşmıştı. Şimdi bu ayrıntılara bakalım. Kgb keops piramidinin paranormal bir makine olup olmadığı konusunda detaylı bir araştırma yapmış. Raporda adı açıklanmayan bir bilim insanı, ölçüleri son derece eşsiz olan Keops Piramidi’nin bir tür makine olabileceğini iddia ediyor. Belgelerde piramidin yüksekliği ve çevre uzunluğu arasındaki oranın, dünyanın yarıçapı ve çember oranına denk olduğu notu bulunuyor. Bu sebeple belgelerde, piramitlerin, yarıkürenin üç boyutlu bir tasviri ve kozmik ışını başkalaştırma gücüne sahip olabileceği fikri öne sürüldü. Bazı bilim insanları piramitlerin ve Sfenks’in, dünya dışı mühendisliğin bir ürünü olduğu ve bir tür enerji oluşturduğuna inanıyor. Bilimsel raporlara göre Gize Mezar Kenti’nde bulunan tüm anıtların, Keops Piramidi’nin içerisinde yer alan ana kontrol merkezi ile bağlantısı bulunuyor. Keops Piramidi’nin içerisinde Kral Odası’na giden bir koridor, lahitin üzerinde ise yıldız ekseni adı verilen bir tünel yer alıyor. Gök cisimlerinin belli bir şekilde hizalanması durumunda yıldız ışığı, bu tünele yansıyor. Bilim insanları enerji adı verdikleri bu olayın, lahitte soğuk füzyon reaksiyonuna benzer enerjiyi tetiklediğine inanıyor. Ortaya çıkan belgelerin önümüzdeki günlerde bir belgesel olarak yayınlanacağını da belirtelim. (3)

Hala büyük bir gizemi içerisinde barındıran bu piramitlerin uzaylılar tarafından büyük bir amaç için yaptırıldıkları birçok kişi tarafından kabul edilebilir bir teori olarak karşımıza çıkıyor. Geçmişin gizemini ortaya çıkarmak hala büyük bir bilmece.

Günümüze doğru ilerlerken sümer devleti ile devam ediyoruz. Gerçek anlamda yazıyı bulan devlet. Ve tabiki de o muhteşem tabletleri  

Sümerler zamanına gidelim şimdi.

Sümerlerde Antik Mısır gibi zamanın çok ötesinde bir medeniyet izlenimi veriyordu. Yazıyı bulmaları ve kayıt altına almaları insanlığın gelişimini bir hayli hızlandırdı. Özellikle astronomi alanında çok ileri düzey bilgilere sahiptiler. O zamanlarda güneş sistemi tam olarak resmedilmiş, ayın ve gezegenlerin dönüş zamanlarını hesaplamış ve daha birçok alanda gelişme göstermişlerdir. Bugün günümüzde ortaya çıkan çoğu bilgiler o zamanlarda bulunmuş tanımlanmış ve kayıt altına alınmıştır.

Sümerlerin hiç kuşkusuz bulunan tabletleri tüm dünyada bambaşka bir havanın oluşmasını sağlamıştır. Dünya dışı varlıklar ilginç bir şekilde bu tabletlerde anlatılmıştır. Burada Anunnakiler hikayesinden bahsetmeyeceğim. Dünya dışı varlıkların onları birçok kez ziyaret ettikleri ve onlara gelişimleri için yardım ettikleri tabletlerdeki anlatımlarda mevcut. Diğer videolarıma bu konuyla alakalı göz atabilirsiniz. Açıklama kısmına linkleri ekliyorum. Sümerlerin çok tanrılı olduğu görüşü hakimdir aslında. Fakat Sümerlerin Sag.ba isimli tabletinde tanrının tek olduğu belirtilmektedir. Bahsedilen tanrıların ise dünya dışı varlıklar olduğu açıktır. Sümerler dünya dışı varlıkları uzaylı diye tanımlamadıklarından onlara ilahi bir isim vererek bu şekilde tanımlamayı uygun görmüş olabilirler. Bu tabletlerde ilginç olan insanlara yardım eden tanrıların onlardan faydalanmak amaçlı bu yardımı yaptıklarıdır.  Kendi gezegenlerini kurtarmak adına keşfe çıkan bu varlıkların dünyayı keşfedip buradaki altını çıkarmak için insanları geliştirmesi anlatılmaktadır. İşte bu yüzden Sümerlerin tanrılar diye bahsettikleri varlıklar uzaylı varlıklardır.

 Tabletlerdeki bilgiler birçok uzaylı teorisyenlerini harekete geçirmiş ve birçok senaryo yazılmıştır. İlginç bir bilgi vermek gerekirse Sümerlerdeki sembollerinde kaynağı aslında Göbeklitepe’ye gitmektedir. Biz medeniyetin Sümerler ile başladığını zannederken Göbeklitepe de çoktan herşey başlamıştı bile…

Mayalar  

Mezopotamya da kurulan Sümer devletinden farklı olarak Meksika’da sıradışı bir medeniyet olan Mayalara ait birçok bilgi açığa çıkarılmıştır.  Ortaya çıkan birçok parçanın yanı sıra Maya hiyeroglifleri olarakta bilinen ve gelişmiş bir yazılı iletişim formatı olan Maya yazıtları da bulunmuştur. Maya medeniyeti astroloji, matematik, tarım, biyoloji, fizik, kimya ve inşaat gibi birçok dalda son derece ileri bir seviyedeydi. Nisan 2006 da maya araştırmacısı ve Kriptolog David Stuart 6 numaralı anıt olarak bilinen eserdeki yazıları deşifre etti. Çevirisi yapılan yazıtın 21 aralık 2012 de sona eren Maya takvimine ilave bilgiler içerdiği ortaya çıkmıştır. Yazıta göre Maya Takviminin Başlangıç tarihi kesin olarak milattan önce 12 ağustos 3114 senesidir. Fakat bu tarihte Mayalar henüz ortada bile yoklardı. Peki maya takvimi neden bu tarihte başlamaktadır bu tarihin özelliği nedir?

Bu soruya cevap arayan araştırmacılar Sorunun cevabını Jaguar Rahiplerinin kitabı olan Chilam balamda buldular. Kitaba göre milattan önce 3114 senesinin 12 ağustos günü bugün mayaların büyük piramitinin olduğu yerde yıldız kapısı açılmış tanrılar diye tabir edilen uzaylı varlıklar dünyaya bu kapıdan gelmiştir. Haziran 2014 de 6 yıllık bir çalışma sonucu 7 numaralı anıtında David Stutgart tarafından kesin olarak deşifre edilmesi ile bu cevap doğrulanmıştı. Ayrıca Maya ayinlerinin yapıldığı büyük piramitte tanrılarla konuştukları özel bir mekanizmadan bahsedilmiştir. Mekanizmanın çalışması için ise maya takvimine algoritma ile gizlenmiş bir şifrenin bulunduğu anlatılmaktadır. Ayrıca mayalar yazıtlarıyla, duvar resimleriyle, kabartmalarıyla ve yaptıkları heykelciklerle şu anda resimlerde gördükleriniz gibi uzaylı tanrılarından aldıkları bilgileri, onların kullandıkları araçları ve daha birçok başka davranışlarını başarıyla resmetmişlerdir.

Görünüşe göre dünya dışı varlıklar birçok bölgeyi ziyaret etmekle kalmamış ziyaret ettikleri bölgelere benzer bilgileri öğretmişlerdir. Bir başka görüşe göre de mayalar kayıp kıta atlantisin soyundan gelmektedir.

Antik medeniyetlerdeki olağanüstü gelişim insanların egolarına yenik düştü ve İnsanlık o zamandan günümüze savaşlarla, toprak kazanmakla ve geçmişe ait kadim bilgileri tahrip etmekle uğraştı ve ilerleyişini yavaşlattı. Milattan sonra sanki insanlık sıfırdan başlıyormuş gibi tüm bilgiler ortadan kayboldu sanki. İlerleyiş sekteye uğramıştı. Fakat bazı ünlü ressamlar değeri zamanla anlaşılan çok önemli resimler yapmıştı. Bu resimler detaya inildiğinde çok önemli bilgiler içeriyordu. Dünya dışı varlıklar bizi kaderimize terk etmemiş ve zaman içerisinde ziyaretlerine devam etmişlerdi. En azından resimlerde gördüğümüz kadarıyla böyle bir yoruma gidiyoruz. İşte bu resimlerden bazıları.

Eric Von Daniken Dünya dışı varlıkların bir anda ortaya çıkmayışlarını kaos meydana getirmemek olduğunu dile getirmişti. İnsanların bu varlıklarla bir anda karşılaşmaları tüm yerleşik düzeni ve insanların inançlarını hepten sarsacağından ziyaretlerin gizlilik içerisinde gerçekleştiği algısı kuvvetle muhtemel bir hal almaktadır.

BİLGİLENDİRME:

BU SİTEDE VE YOUTUBE KANALINDA YAYINLANAN İÇERİKLERİN ÖZEL İZİN ALINMADAN BAŞKA BİR SİTEDE KAYNAK GÖSTERİLMESİ YASAKTIR.


Like it? Share with your friends!

1
1 share, 1 point

What's Your Reaction?

hate hate
0
hate
confused confused
0
confused
fail fail
0
fail
fun fun
0
fun
geeky geeky
0
geeky
love love
0
love
lol lol
0
lol
omg omg
0
omg
win win
2
win

0 Comments

Send this to a friend