Ölümcül Makineler Filmi Üzerinden Verilen Derin Mesajlar…Semboller Savaşı,Deccal


0

Bu videoda anlatılan bilgiler onaltıyıldız.com sitesi yazarı sayın Turgay SEBZECİOĞLU’nun yazısından alınmıştır.

 Birazdan anlatacağım bilgiler Ölümcül makineler filminde yer alan çarpıcı mesajları içermektedir. Birbirinden ilginç karakterlerin ve mesajların bulunduğu Söz konusu videoya başlamadan önce konuya daha iyi hâkim olmak adına siz değerli izleyicilere filmi izlemesini tavsiye ediyorum. Zaten filmi izlediyseniz o zaman videomuza başlayabiliriz. Keyifli seyirler diliyorum.

Ölümcül Makineler (Mortal Engines) Philip Reeve’nin aynı isimle yayınlanan romanının sinemaya uyarlamasıdır. 2018 yılında vizyona giren filmin yönetmenliğini Christian Rivers yapmıştır. Film Her ne kadar Philip Reeve’nin 2001’de yayımlanan Ölümcül makineler kitabından uyarlansa da her film uyarlamasının kendine özgü bir sistematiği olur. Film uyarlaması yeniden üretimdir aslında. İşin içine görsel bir sanat girince sembollere bolca yer verilen bir alana dönüşür film. Bunun da ötesinde yapımcı Peter Jackson tarafından yazılan senaryoda, orijinal kitaptan ayrılan birçok yönün olabileceğini kolayca düşünebiliriz. Yazılan senaryoda, semboller savaşını ön plana çıkaracak konular orijinal kitaptan farklı olarak öne çekilmiş olabilir.

Ölümcül Makineler, “60 Dakika Savaşı” denilen büyük bir yıkımın ardından kurulan yeni düzende, hayatta kalmaya çalışan insanların öyküsünü anlatmaktadır. Bu bağlamda bir kıyamet sonrası filmi olan Mad Max ile benzerlik içermektedir. Medeniyeti yok eden büyük felaketin ardından yüzyıllar geçmiştir. Filmdeki ipuçlarından anladığımız kadarıyla 1000 yıl civarında… Arkeoloji çalışmalarıyla atalar medeniyetinden toplanan teknolojik bilginin de yardımıyla yeni bir teknoloji oluşturulmuştur. Bu teknoloji tam elektronik olmayan, yani manuel sistemlerinde kullanıldığı yamalı bohça bir teknoloji gibidir. Buna karşın birazdan sözünü edeceğimiz yürüyen şehirler gibi günümüz teknolojisini aşan bir üstünlük ve kendine özgülük de taşımaktadır. Paletler üzerinde yürüyen şehirler medeniyetinde insanlar kendilerine yeni bir yaşam biçimi geliştirmiştir. Güçlünün zayıfı avladığı bir medeniyet… Savaşan hareketli şehirler… Hareket eden büyük şehirler küçük ve zayıf kasaba niteliğindeki şehirleri avlayıp değerli eşyalarını ganimet olarak kullanmaktadır.

Robert Sheehan’ın canlandırdığı Tom Natsworthy, yürüyen büyük şehirlerden olan Londra’nın okumuş insanlarından biridir. Annesi Pandora Shaw’ın katili Thaddeus Valentine’yi öldürmek isteyen Hester Shaw ile karşılaşan Tom Natsworthy, gerçeği öğrenince Thaddeus Valentine tarafından şehirden aşağı atılır. Anti-yürür eylemci Hester Shaw ile Tom Natsworthy hayatta kalma çabasının süreceği bir yolculuğa çıkarlar. Thaddeus Valentine’nin ölümcül kuantum silahı Medusa’yı yeniden oluşturduğunu öğrenince bu ikili ona karşı birlikte mücadele ederler. Bu mücadele, onları köle pazarından kurtaran Anna Fang’ın devreye girmesiyle bir dünyayı kurtarma mücadelesine döner. Çünkü Thaddeus Valentine 2118’deki atalar medeniyetini 60 dakikada yok eden kuantum silahıyla Doğu’daki Duvarı yıkmak ve o Duvarın arkasında yaşayan halkları (“duvar sakinlerini”) yok etmek istemektedir.

Devasa paletler üzerinde yürüyen Londra şehri, atalar İngiltere’si gibi sömürü mantığıyla hareket etmektedir. Emperyal bir misyonu bulunmaktadır. Yöneticisi bir İngiliz lordudur. Londra küçük ve zayıf kasabaları yutmaktadır. Burada şu soru akla gelebilir. “Bu film geri planda bir semboller savaşını anlatıyor ise, neden İngiltere emperyalist gösterilerek kötülensin ki?” İlerleyen bölümlerde yürüyen Londra şehri her ne kadar bir sömürü düzeniyle yönetilse de şehir sisteminin zenginlik, refah, insan haklarına saygı üzerine kurulduğu görülmektedir. Londra, hukukun hüküm sürdüğü ve ele geçirilen insanlara sunulan fırsatlarla özgür bir yaşam alanı olarak yansıtılmıştır. Buna Filmdeki bir esirin muhafıza söylediği “Çek elini üzerimden, haklarım var benim!” demesi bunun üzerine muhafızın ona saldırması ve ardından tutuklanmasını örnek gösterebiliriz. Ayrıca Esirlere yapılan anonsta geçen “Size barınacak yer, iş ve gıda verilecek. Yeni bir gelecek ve yeni bir hayat verilecek” ifadeleri, Londra şehrinin hukuk düzenine bağlı demokratik bir sisteme sahip olduğunu vurgulamaktadır. Günümüzde de ABD gibi emperyalist ülkelerin “demokrasi getirme” yalanıyla ülkeleri işgal etmelerini hatırlayalım… Filmde bu demokratik ve insan haklarına saygılı Londra düzenini bozan kötü adam Thaddeus Valentine’dir. Thaddeus Valentine, Londra’nın özgür dünya sistemine girmiş bir casus gibidir. İngiliz Lordu, şehrinin Doğu’ya yönelmesine, birçok yürüyen şehrin yıkamadığı Duvarın yıkılması gerektiği düşüncesine karşıdır. Bu noktada İngiliz lordu, her ne kadar emperyal bir sistemin başındaki kişi olsa da birden iyi bir adama dönüşür. Daha doğrusu iyi bir adam algısı yaratılır: “Tamam emperyalisttir ama tek yaptığı küçük yürüyen kasabaları ele geçirmektir ve buna rağmen esir ettiği insanlara eşit fırsatlar, eğitim ve iş sunmaktadır.” Görüldüğü gibi filmde, İngiltere emperyalizmi itiraf edilse de gerekçelendirilerek aklanmaya çalışılmıştır. Bence Aslında burada gizil bir uyarı da vardır. “Emperyalist olsak da biz iyi insanlarız. Aramıza sızacak iç içe geçmiş üç hilal sembolüne meftun insanlar size kötülük getirecek. Bu sembolün savunucularına dikkat edin. Onlar huzurun yer aldığı kutsal Duvarı acımasızca yıkacaklar. Yıkılan Duvar, arkasında ağlayan birçok iyi insana ölüm ve kötülük getirecektir”.

Posterden başlayarak devam edelim. Posterde Hester Shaw’ın yalnızca yüzünün yarısı, dolayısıyla tek gözü görünmektedir. Bu tesadüfi bir seçim değildir; çünkü filmde de tek göz biçiminde bir kutu kolye (bkz. Resim (3)) “kahramanlar”ın hayatını kurtaracak bir nesne içermektedir: çökertme sürücüsü (crash driver). Şimdi de filmdeki bir başka tek göz sembolüne geçelim. Resim (4)’te videoda yürüyen şehir Londra’nın müzesinde yer alan Minyonlar heykellerini görmekteyiz. Londra müzesi bu heykelleri Amerikan Tanrıları diye tanıtır. Atalar medeniyeti yok olduğu için Londralılar, minyonları, Amerikan tanrılarından biri olabileceğini düşünmüşlerdir. Yine de bu sahnenin ve minyonların “Amerikan tanrıları” diye anılmasının tesadüfi olamayacağı açıktır. Çünkü Minyonlar usta işçilerdir ve birçoğu tek gözle tasarlanmıştır.

Ülkemizde büyük küçük herkes tarafından “sevgi pıtırcıkları” olarak adlandırılan minyonlar, tek gözlü sevimli yaratıklardır. Birçok web sitesinde en iyi çocuk filmleri arasında gösterilir. Hepsi tek gözlü değil ama kör göze parmak da olmaz hani. Sevimli olmak zorundalar. Bunlarla büyüyen çocuklara bu semboller sevimli gelmeli çünkü. Bu minyonlar harıl harıl çalışan işçilerdir (veya ustalardır) ve elbiselerinde sembol olarak G harfi bulunmakta… Bingo tam üstüne bastınız

Singularity Projesinin Ruhu. Bununla alakalı filmde işlenen karaktere göz atalım.

Hester Shaw’ın annesi Thaddeus Valentine tarafından öldürüldüğünde Shaw 8 yaşındadır. Onu çaresizce kaçarken bulup yetiştiren Shrike adlı bir Geri Dirilendir (Bu rolü Stephen Lang canlandırmaktadır). Sürek avcısı Shrike, insan makine arası zamana takılı kalmış bir ucubedir. Hibrit bir canlıdır. Büyük felaketten kurtulmuştur ve atalar medeniyetinin teknolojide geldiği noktayı gösteren yaratımlardan biridir. Bir anlamda günümüzde var olan Singularity misyonlu teknolojinin bir sonucu gibidir. Ölümsüzlük vaadiyle beyni makinelere aktarılan insanların hibrit modelidir. Düşük oranda da olsa organik kısımları bulunmaktadır. Shrike dirilen adam olmadan önce bir ailesi ve çok sevdiği bir kızı vardır. Aklı bin yıl önce yaşamış olan kızında takılı kalmıştır. Duygusuz ve kalpsiz bir varlık olan Shrike’ın 8 yaşındaki bir çocuğu alıp evlat edinmesi onun zihninde takılı kalan bu anıyla ilgilidir. Bu anı onun yumuşak karnıdır ve hatta ölümüne yol açacaktır. Kısacası Hester Shaw’da yitirdiği kızını ve belki “zavallı” ve “aciz” insanlığını bulmaktadır. Onun dışında hafızası ve bilinci silinmiş ve yeni bir bilinçle yeniden dirilmiştir.

Shrike, Hester Shaw’ın kendisi gibi bir makine bedene bürünmesini ister. Onun bir insan gibi üzülmesini, duygusal olarak acı çekmesini istemez. Ondaki insanlık bilincinin silinmesi amacını gerçekleştirmek adına Hester Shaw için tamamen metalden bir beden inşa eder. Shrike’ın Hester Shaw için inşa ettiği beden kendisinden daha fazla metal içermektedir. İnsanın tamamen organik bedeninden kurtularak mekanik olmasıyla daha iyi bir ölümsüz olunacağı mesajı verilmek istenmiş olmalı. Filmin kahramanı olan Hester Shaw, Singularity projesini hatırlatan mekanik doğumu kabul ediyor aslında. Shrike’a söz veriyor. Fakat daha sonra annesinin katili olan Thaddeus Valentine’nin bölgelerine yaklaşması sonucu sözünü gerçekleştiremez ve oradan kaçar. Hester Shaw’ın kaçmasını bir ihanet sayan Shrike onu yakalamak için her yerde arar. Shrike’ın Hester Shaw ve onun yoldaşı Tom Natsworthy’i kovaladığı sahneler adeta bir korku filmi gibidir. Shrike sanki yok edici bir canavar veya bir zombidir. Bu noktada aklıma şu soru geldi. Singularity projesinin ruhunu yansıtan bir canlı neden bu kadar korkunç gösterilsin ki? Bu sorular aklımdayken Shrike’ın son sahnesinde izleyicilere Shrike’la ilgili bir duygusal bağ kurdurulmaya çalışılmıştır. Hester Shaw, Shrike ölürken çok üzülür. Feryat eder. İzleyicinin gözyaşlarına boğulabileceği bir sahne yaratılır. Dolayısıyla, bu sahneyle böylesi bir ucubeye hem acıma ile duygusal bağ hem de dolaylı da olsa sözünü tutmaması nedeniyle Hester Shaw üzerinden bir pişmanlık algısı yaratılmaya çalışılmış ve Şu mesaj verilmiştir: “Dirilen adam Shrike, aslında o kadar da canavar değildir. Hester Shaw’ı kurtarmış ve annesinin ona korumasını söylediği tek göz sembollü kolyeyi saklamıştır. Onu canavarlaştıran şey organik bedeni, insani anısından tam olarak kurtulamamasıdır. Organlardan arınmış yeni bir bedenle neden daha ölümsüz ve güçlü bir Geri Dirilen olunmasın!”

Singularity projesinin amacını anlamak araştırmacı yazar Oktan Keleş’in yazdığı “Singularity Tehlikesi – Bilinç Kıyameti” ve araştırmacı yazar Erol Elmas’ın yazdığı “Google ve Singularity” adlı yazıları da siteden okumanızı tavsiye ederim. Yazıların bağlantısı açıklama kısmında verilmiştir. Bu yazılar okununca Shrike’ın Hester Shaw’la yaşadıklarının neden Singularity’nin ruhunu yansıttığı daha iyi anlaşılacaktır.

1- Oktan Keleş (2010). Singularity Tehlikesi – Bilinç Kıyameti (bağlantı:https://www.onaltiyildiz.com/?artikel,33
2- Erol Elmas (2013). Google ve Singularity. (bağlantı: https://www.onaltiyildiz.com/?haber,2040)

Filmdeki Kurtarıcıların Kırmızı Renkle Vurgulanması

Bunun yanı sıra filmde yalnızca kırmızı rengine önemli bir vurgu var gibi görünmektedir. Hester Shaw’ın taktığı ve pek çıkarmadığı kırmızı boyunluk, Anna Fang’ın dikkat çekici kırmızı elbisesi… Bütün bunlar, filmde kırmızı rengiyle ilgili bir vurgulamanın olduğunu düşündürtmektedir.

Devam edelim…

Medusa Silahı ve Tanrı Medusa

Tek göz sembollü kolye biçimindeki kutucuğun içinde yıkıcı kuantum silahı olan Medusa’yı durduracak çökertme sürücüsünün (crash driver) olması tesadüfe yer bırakmayacak kadar açık bir mesaj içermektedir. “Tek göz sizi korur ve kurtarır” mesajı. Bu mesaj yalnızca görmek istemeyene veya bilmeyene örtüktür. Onlarca Holywood filminin aynı sembolleri aktardığı ve bu filmleri bilinçli bilinçsiz milyonlarca insanın izlediği düşünülünce yabana atılmayacak bir zihin bombardımanı olduğunu kabul etmek gerekir.

Çökertme sürücüsünün üzerinde U.S.A. harfleri bulunmaktadır. Bu noktada silahın Amerika yapımı olduğu akla gelebilir; ama sürücü panele takıldığında paneldeki M.E.D. harfleriyle birleşerek M.E.D.U.S.A. sözcüğünü oluşturduğunda verilmek istenen mesajın çok daha farklı olabileceği ortaya çıkmaktadır. Silahı yapanın Amerika olduğu savı bu sahneyle ortadan kalkıyor, hatta bu ölümcül silahı yapanların Amerika’yı da hedef aldığı ortaya çıkıyor, denebilir. Öte yandan, MED sözcüğüyle İran’a da bir mesaj verilmiş olabilir. “Yani kötülüğün bir tarafı da İran’dır” denilmiş oluyor. Eğer öyleyse bunu yalnızca gündelik siyasete ilişkin bir mesaj olarak ele alabiliriz.

Dünya medeniyetini yok eden kuantum silahı Medusa’nın arması daha önce söylediğimiz gibi iç içe geçmiş hilalin deforme edilmiş biçimidir. Deforme edilmiş biçimde hilallere kavis çizdirilmiş ve yılanlara benzetilmiştir. Bu yılan benzetmesinin yalnızca silahın adı olan Medusa ile açıklamak kanımca safdillik olur. Türk Teşkilatı sembolünü yılanla deforme ederek insanların bilinçlerine örtük bir “kötülük” algısı yerleştirilmek istenmiş olmalıdır.

İşte Teşkilat-ı Türk sembolü      Buda Medusa silahının sembolü

                      

 
   
Birçok film veya dizide, Türk Teşkilatının sembolüne ve Türklükle ilgili birçok sembole saldırılar bulunmaktadır. Bununla ilgili olarak değerli araştırmacı Erol Elmas’ın aşağıda bağlantısı verilen “Sembol Savaşları” adlı yazısına bakılabilir. 
Erol Elmas (2012). Sembol Savaşları (bağlantı: https://www.onaltiyildiz.com/?haber,1948). Filmde Medusa adından akıllıca yararlanılmış ve sembolüyle Türklüğün göz bebeği İstanbul’a dolaylı bir gönderimde bulunulmuştur. Medusa heykellerinin yer aldığı Yerebatan Sarnıcı İstanbul’dadır. Bununla ilgili linkleride açıklama kısmına ekliyorum.

Şer bir tarikatın asırlarca Medusa lahdinde ayin yaptığı düşünülürse Medusa ile kadim Türk Devletinin neden filmde özdeşleştirildiği düşünülebilir. Ama filmin sonunda anlıyoruz ki sözde iyi taraftaki insanlar içerisinde Medusa’ya tapanlar var. Hatta filmden yola çıkarak Doğu Duvarı sakinlerinin toptan Medusa’ya taptığı yorumu da yapılabilir.  O halde Medusa silahı aslında Medusa’ya tapanları yok etmek için “kötüler” tarafından yapılmıştır. Burada da dolaylı bir mesaj vardır. Filme göre Medusa’ya tapanlar iyi insanlardır; çünkü filmdeki Medusa heykelinin alnında tek göz sembolü bulunmaktadır. Medusa’nın alnındaki tek göz Hester Shaw’a çocukluğundan beri hiç içini açmadığı tek göz sembollü kolyesini açmayı aklına getirir ve o kolyenin içinden kuantum silahını durduracak çökertme sürücüsü çıkar. Yani, dolaylı olarak Medusa tanrısı tek göz sembolü aracılığıyla “iyi insanların” dünyayı kurtarmasına yardımcı olur. Aynı, yürüyen ölü Shrike’ın tek gözlü kolyeyi Hester Shaw için yıllarca saklaması gibi.

Bir de Filmde derin çağrışım yapan Duvar İmgesini inceleyelim.

Dünyayı felakete sürükleyen Medusa silahını Duvarı yıkmak için kullanan kötü karakter bizce şer güçlere saldırmaktadır. Bunu senaryodan bağımsız semboller ve kavramlardan yola çıkarak söylüyoruz. Sembolü iç içe geçmiş hilali hatırlatan Medusa silahı Türklerin bir saldırısı olarak zihinlere kazınmak istenmiştir. Duvar Zülkarneyn’i, Zülkarneyn Oğuz Kağanı akla getirmektedir. Çin setti ve Hunlar da akla gelen çağrışımlardır. Zaten Duvar koruyucusu Anna Fang Uzak Doğulu yüzüyle Çin’i de temsil etmektedir. Buna Duvar kenarı sakinlerinin Medusa’ya taptığını ve liderlerinin Budist (veya Tibet) rahibi olduğunu eklersek bu algıyı tamamlayan bir resim ortaya çıkmaktadır. Tabii burada Budist veya Tibet rahibi derken bu inançları kötülemek için söylemiyoruz. Herkesin dini kendine. Bizim kastettiğimiz kötülükle derin ittifak içinde olanlar.

Videoyu sonlandırmadan önce Turgay Bey bu filmle ilgili yaptığı düşünümlerin hepsinin mutlak surette doğru olduğunu iddia etmemiş, Yanlış yorumladıkları olabileceği gibi, gözden kaçırdıklarının da olabileceğini belirtmiştir. Ayrıca Kimi çözümlemelerini de emin olamadığı için bu yazısına katmamıştır. Buradaki temel amacın filmi semboller ve çeşitli kavramsal gönderimler üzerinden yorumlayarak ortaya yeni bir bakış açısı çıkarmak olduğunu vurgulamıştır. Kendisine bu değerli yazısı için teşekkür eder, çalışmalarında başarılar dilerim. Bir sonraki videoda görüşmek dileğiyle…

Kaynak: https://www.onaltiyildiz.com/?haber,7488/olumcul-makineler-filmi-uzerinden-semboller-savasi


Like it? Share with your friends!

0

What's Your Reaction?

hate hate
0
hate
confused confused
0
confused
fail fail
0
fail
fun fun
0
fun
geeky geeky
0
geeky
love love
0
love
lol lol
0
lol
omg omg
0
omg
win win
0
win

0 Comments

Send this to a friend