İblis’in Ayak Sesleri Cern’de Duyulmaya Başlandı,Şeytanın Kapısı Aralanıyor…Karanlık Madde,


0

Uyarı

BU VİDEODA YAYINLANAN İÇERİKLER BAZI İNSANLAR İÇİN SAKINCALI OLABİLİR. BU VİDEO BAZI GERÇEKLERDEN YOLA ÇIKILARAK KOMPLO TEORİSYENLERİNİN KENDİ ÜRETTİKLERİ FİKİRLERE DAYANMAKTADIR. KOMPLO TEORİSİNİN ANLAMINI BİLMEYENLER VE 13 YAŞINDAN KÜÇÜK İNSANLAR İÇİN UYGUN OLMAYABİLİR.

Cinler. Dünyada başka bir boyutta yaşayan dumansız ateşten yaratılmış akıllı ve şuurlu metafizik varlıklar. İnsanların olmadığı zamanlarda bu dünyada hüküm sürmüş ve yeryüzünde halife görevini üstlenmişlerdir. Cinlerin lideri olan iblis, Allah’ın emirlerini yerine getirmek için meleklerle birlikte hareket eder, Meleklerle birlikte yeryüzünün her karış toprağında Allah’a secde, ibadet ve itaat ederdi. Allah yeryüzünde Ademoğlunu yaratacağını meleklere ve cinlere bildirdiğinde tüm alemlerde derin bir sarsıntı oldu. Çünkü bu yaratılışla birlikte bütün alemler insanlığın emrine verilmişti. Bu durumdan rahatsız olan melekler bakara suresinde geçen itirazlarını Allah’a iletmiş, daha sonra Allah’ın emrine itaat edip koşulsuz kabul etmişlerdi. Fakat Cinlerin lideri iblis ise bu durumu kabullenmemiş, Kendini insanlardan üstün görüp, isyankâr olmuştu. İnsanları kıyamete kadar yoldan çıkarmak için ant içmişti.

İblisin Allah’ın rahmetinden kovulması, dünyada yaşanacak birçok olayın başlamasına sebep olacaktı. Adem ile Havva’nın yoldan çıkarılmasıyla başlayan süreç şeytanilerin, yani şeytana hizmet eden insanların ortaya çıkmasına sebep olacak ve belli bir amacın gerçekleşmesi için çaba göstereceklerdi.

Bu videoda sizlere öte alemlerde yaşayan kafir cinlere yani şeytanlara ulaşma çabası içinde olan deneylerden bahsedeceğiz. Bu çok tehlikeli deneyler farkında olunsun ya da olunmasın bir kapıyı aralamak için yapılıyor.  Korkularınıza hakim olun. Başlıyoruzzzz….

Özellikle son yüzyılda metafizik boyutlu meydana gelen olaylar, pozitif bilimcileri, ilahiyatçıları ve özellikle de halkı etkilemektedir. İşte bu etkileniş bazı ülkelerin dikkatini bu yöne çevirmelerine sebep olmuş, Amerika, Rusya, Çin, Hindistan, İsrail, Fransa, Almanya, Bulgaristan, Japonya ve Kanada da metafizik bilgi sistemiyle ilgili özel ve devlet üniversitelerinde dersler verilmeye başlanmıştır. Bunun dışında özellikle Özel istihbarat birim personellerine, bilim adamlarına, ilahiyatçılara ve bu konuda yeteneği olan genç beyinlere dersler verilerek yetiştirilmektedir.

İlahiyatçılar ve halk metafizik canlıların varlığına inanırken Pozitif bilim metafizik canlıların veya cinlerin varlığını reddetmekle uzun bir süre ısrarcı olmuştur. Pozitif bilim sadece cinlerin varlığını değil, deneyle ispatlanmamış her şeye şüpheyle bakmaktadır. Bu sebeple de batılı psikanalistler ile bizdeki takipçileri ne insanın manevî yönlerine ne de madde dışındaki manevî varlıklara inanmakta güçlük çekmişlerdir. Fakat pozitif bilimin inkâr furyasından sonra ancak farkına varılabilen kuantum fiziği, ruhun ve insanın manevî yönlerinin varlığını kabul etmeye başlamıştır. Buda bilim adına birçok şeyin değişmeye başladığının göstergesi gibidir. Bilim metafizik boyutu araştırmak için dini içeriklerden de yararlanmaya başlamıştır.

Burada bir noktaya değinelim… Çoğu kişi buna sert bir biçimde karşı çıkacaktır ama aslında Bilim dinin araştıran kısmıdır. Şöyle ki Kuran-ı Kerim’in ilk inen ayeti oku dur. İnsanlar okumadan araştırmadan kendini geliştirmesi mümkün değildir. Burada bilime mutlak suretle ihtiyaç vardır. Bilim ve din şu an ayrı bir olgu gibi gözükse de zamanla bunların birbirine ne kadar bağlı yapılar olduğu ortaya çıkacaktır. Bu ara notu belirttikten sonra devam edelim.

 Burada ise yine bir eksiklik göze çarpmaktadır. Pozitif bilim metafizik boyutu sadece batıl dinleri hesaba katarak araştırmaya çalışmış, hak dini islamı ve Kuranı Kerim’ı eksik ve bir o kadar da yanlış değerlendirmiştir. Oysa ki Kuran-ı Kerim’de cinlerle ve öte alemlerle ilgili bilgiler mevcuttur. Cinlerin hepsinin kötü olmadığını, İblisin yolundan gidenlerin kafir-şeytan olduğunu ve onların dünyada başka bir boyutta yaşadığını, bizler gibi yiyip içtikleri, çoğalıp uzun yıllar yaşayan akıllı ve şuurlu varlıklar olduğunu belirtmiştir.

İşte bizde video konusu olan kötü cinlere değineceğiz

Boyutlar arası geçişi çoğu kişi duymuştur ya da filmlerden izlemişsinizdir. Farklı boyutlardan varlıkların dünya ya ulaşarak dünyamızı ele geçirmesi ve insanlığın yok oluşu temaları işlenir genelde. İnsanın maddi alemden manevi yani enerji alemine geçişi, Peygamberler haricinde ölüm olmadığı sürece insanın yaşadığı zaman zarfında yapısı itibari ile zor görünmektedir. Fakat manevi alemden maddi aleme geçiş ihtimali daha kolaydır. İnsan ruh ilişkisi gibi düşünebilirsiniz. Bu durumdan hareketle iblisin bu dünyada kalıcı olmasını sağlamak amacıyla şeytani insanların amaçlarını gerçekleştirmek adına bu aleme boyut kapısı açma çalışmaları uzunca bir süre devam etmiştir. Geçmişte bu amaca hizmet ettiğine inanılan birçok deney yapılmıştır. Fakat bu alanda yapılan en büyük deney Cern de gerçekleşmektedir. Videonun devamında bu konulara değineceğim.  İşte büyük deneyden önce yapılan en dikkat çekici deneylerden biri scole deneyi.

İngiltere’nin küçük bir kasabası olan scole’da, Pek çok görgü tanığı, kasabada bazı görüntülerin belirdiği ve durumun rahatsızlık yarattığı yönünde şikayetlerde bulunuyordu. Durumun korkutucu bir hal alması üzerine, aralarında altı medyum ve onbeş bilim insanının bulunduğu spr adında bir ekip kuruldu.

Montague Keen ve David Fontana önderliğinde bir grup bilim insanı, ruhları görüntüleme ve onların varlıklarını kanıtlama amacıyla “The Scole Experiment” adlı deneyi başlattılar. Scole deneyi ile bilim insanları beş yıl içerisinde 500’ün üzerinde deney gerçekleştirdiler. Amaç görünmeyen maddelerin görünmesini sağlamaktı bunun için ise kullanılan yöntem basit fotoğraf teknolojisiyle, fotoğraf filmleri üzerinde belirli belirsiz şekiller içeren görüntüler elde etmekti. Yapılan deneylerin bir kısmında görülmeyen bazı materyaller maddeleşerek görünür hale geldiler. Bu şekiller arasında bir insanın yüzünü andıran görüntü herkesi şaşırttı. 1999 ve 2006 seneleri arasında deneyin en korkutucu çalışmaları meydana geldi. Bu çalışmalarda deney için kullanılan fotoğraf makinalarında yer alan bazı filmlerde çok tuhaf yazılar olduğu tespit edildi. Bu yazıları araştıran “Grant ve Jane Solomon” çifti gördükleri karşısında şok oldular hatta durum o kadar korkutucu geldi ki bu araştırmanın daha fazla peşine düşmemeye karar verdiler ve çalışmalarını sonlandırdılar. 2008’e “Robin Foy” adlı başka bir araştırmacı, Solomon çiftinin çalışmalarını devam ettirmeye karar verdi. Robin Foy’a, Dr. Hans Schaer’de yardımcı oldu, beraber söz konusu olan filmleri incelemeye koyuldular. Filmlerde ne olduğu belli belirsiz harfler vardı ama her bir simge tıpkı bir alfabe gibi belirli bir dizilimle yan yana gelmişti. Henüz anlamlandıramamış oldukları bu gizemli alfabenin yanında Almanca bir sözcük gözlerine çarptı… Tam olarak şöyle yazıyordu: “Wie der Staub in..” anlamı ise; “Rüzgarda bir toz gibi…” idi. Diğer yazılanlar ise gizemini koruyordu, Bilinçli bir irade ile dizilmiş harflerin daha önce görülmemiş bir alfabe olduğu açıktı… Bu gizem Paskalya Adası’nda keşfedilen bir tablet ortaya çıkana kadar devam etti. Filmlerin üzerindeki alfabe Paskalya Adası yerlilerinin kullandığı “Rongorongo” adlı henüz çözümlenmemiş olan bir alfabeydi.

Çalışmalara yeni bir boyut kazandıran “Robin Foy” başladığı yıl içerisinde çalışmalarını beklenmedik bir şekilde sonlandırmayı tercih etti. Birçok kişiye göre Scole deneyi ölümden sonra hayat ve ruhların varlığına dair yapılmış olan en somut çalışmaydı. Ancak ne deneye katılanlar ne de araştırmacılar deneyle ilgili net şeyler söylemekten kaçındılar. Belki de karanlık bir sokağın içinden geçmek gibi tehlikeli bir uğraştı Scole deneyi ve kimse buna yeterince cesaret edemedi.

                Scole deneyi haricinde birçok deney yapıldı. Reenkarnasyon deneyleri, Sir William Crookes deneyleri, Öte alem deneyleri, Hayalet avcıları deneyi, Philip deneyi, Tanrı miğferi deneyi, Ölü ağırlık deneyi ve EVP deneyleri. Bu deneylerin hepsinden ayrı ayrı bahsedip konuyu uzatmak istemiyorum. Bu deneyler dar alanda yapılan deneyler olup sonuca ulaşmada birtakım sıkıntılar meydana gelmiştir. Bu deneyler dışında Fiziğin sınırlarını zorlayıp metafizik boyuta ulaşabilecek çok güçlü bir yapıya ihtiyaç vardı. İşte bu yapı 1954 yılında kurulan CERN-Avrupa Nükleer Araştırma Merkeziydi. Bilindiği üzere CERN’in amacı büyük patlamaya ulaşmak ve evrende yaşamın nasıl başladığını bulmak. Cern’de birçok deney yapılıyor. Yapılan deneyler kötü amaç taşımıyor olabilir fakat dünyayı yöneten güçler bu teknolojileri dikkatle takip etmekteler. Zamanı geldiğinde kendi çıkarları için kullanmaktan çekinmeyeceklerdir.  Nasıl Alfrad Nobel’in Taş ocakları için bulduğu dinamitin kötü amaçlar için kullanıldığını biliyorsak, Bu durumunda gerçekleşme olasılığı özellikle günümüzde çok yüksek.

Devam edecek olursak.

Cernde CMS deneyi, LHCb deneyi, Alice deneyi , Totem deneyi ve Atlas deneyi yapılmaktadır.    

Bunların içinden CMS deneyi karanlık maddeyi bulabilmek ve parçaların enerjilerini ortaya çıkarmak adına 2008 yılında yapılmaya başlandı. Bu çalışmalarda karanlık maddeye ilişkin bir iz hala bulunamadı. Buna rağmen Karanlık maddenin evrende yüzde 80’lik bir yer kapladığına inanılmaktadır. Işık yaymadığı ve tepki göstermediği için evrendeki durumu ile ilgili net bir bilgi sahibi değiliz. Eğer CMS deneyinde karanlık maddeye ulaşılır ve ne olduğu tam olarak anlaşılabilirse paralel evrenler teorisi ve boyutlarla ilgili birçok gerçeğin gün yüzüne çıkması sağlanacak, bir anlamda bu zamana kadar ortaya atılan birçok teoriyi kanıtlayacak niteliğe sahip olacaktır. Bu konuyla alakalı İtalya’daki L’Aquila Üniversitesi’nden fizikçi Zurab Berezhiani, karanlık maddenin aslında bu evrenden paralel dünyalar içine geçiş yapan maddenin kütle çekimsel gölgesi olduğunu düşünüyor. Bu da karanlık maddenin neden ışıkla etkileşmediği ve görünmez olduğuna açıklık getirebilir. Paralel evrenler teorisi kanıtlandığında Farklı boyutlara geçiş de artık mümkün olacak. Yakın zamanda ortaya çıkarılan x17 parçacığının da karanlık madde ile ilgili birçok bilgiyi açığa çıkarabileceği görüşü hakim. İleride bunu göreceğiz.

Bu kadar bilimsel bilgi verdikten sonra gelelim işin şeytani tarafına. Evet düşüncede gayet iyi niyetli olarak yapılan bu deneyler sonuçlandığında ve bazı teoriler ispatlandığında şeytaniler boş durmayacak ve kıyameti hızlandırmak adına iblisi ve onun yardımcılarını dünyaya çok rahat bir şekilde bu boyutlardan geçireceklerdir. Böylece şeytan amacını daha kolay bir şekilde gerçekleştirecek ve insanlık yoldan sapacaktı. İnsanlara daha kolay musallat olacak ve onların vücuduna girerek onları yönlendireceklerdir. Yeryüzünden tahmin edilemeyecek düzeyde sapkınlıklar ve birçok olay meydana gelecektir. Böylece şeytan kendine verilen görevi yani insanları yoldan çıkarma görevini yerine getirmiş olacak. Elbette Şeytanlar herkese musallat olamayacak sadece vücudunda menfez veya boşluk olan kişilere bulaşacak fakat bu durum artık bir medyumun vasıtasıyla değil, doğal yollardan gerçekleşecek. Tvlerde gösterimde olan birçok film dizi veya buna benzer programlar Günümüz insanlarının manevi olarak giderek zayıflamasını körüklemektedir. Zaten yıllardır sürekli Deccalden bahsedilmiyor mu. Deccal aslında görevini gayet güzel bir şekilde yerine getiriyor.  Bizimse şeytana karşı en büyük üstünlüğümüz imanımız olacaktır.  Bir sonraki videoda görüşmek dileğiyle…


Like it? Share with your friends!

0

What's Your Reaction?

hate hate
0
hate
confused confused
0
confused
fail fail
1
fail
fun fun
0
fun
geeky geeky
0
geeky
love love
0
love
lol lol
0
lol
omg omg
0
omg
win win
1
win

0 Comments

Send this to a friend