Büyük Kıyamet Alameti Dabbetül Arz Korkunç Son, Dabbe, Dabbetül Arzın Tasviri


0

DABBE-TÜL-ARZ

“Onun alametlerinden biri, güneşin battığı yerden doğması ve kuşluk vakti insanların üzerine “dabbe”nin çıkmasıdır. Bu alametlerden hangisi önce belirirse, ötekisi onu kısa zamanda takip edecektir.” (Müslim, Fiten, 118; İbn Hanbel, “Müsned”, II, 201)

“Dabbe, yanında Hz. Musa’nın asası ve Hz. Süleyman’ın mührü olduğu halde çıkar. Mü’minin yüzünü asa ile parlatacak, kafirin burnunu da mühürle damgalayacak. O zamanda yaşayan insanlar bir araya geldiklerinde mü’min – kafir belli olacaktır.” (Ahmed b. Hanbel, “Müsned”, II, 491)

Merhaba değerli izleyiciler bu video da sizlere peygamber efendimizHz. Muhammed (s.a.v.)’in hadislerinde: “Şüphesiz on alamet zuhur etmedikçe kıyamet kopmayacaktır. 

1. Doğuda bir yerin batması,
2. Batıda bir yerin batması,
3. Arap yarımadasında bir yerin batması,
4. Tüm dünyayı kaplayacak bir dumanın ortaya çıkması,
5. Hz. İsa’nın gelmesi,
6. Deccâl’ın çıkması, 
7. Dâbbetü´l-arz,
8. Ye´cûc ve Me´cuc,
9. Güneşin battığı yerden doğması,
10. Aden toprağının sonundan (Yemen´den) bir ateş çıkarak insanları haşr olacakları yere sürmesi”.
 Diye Buyurmuştur.(Müslim, Fiten, 39, 40, 128, 129; Ebu Davud, Melahim, 12; Tirmizi, Fiten, 21; İbn Mace, Fiten, 25, 28)

Diye buyurduğu büyük kıyamet alametlerinden biri olan Dabbetül arz hakkında bazı bilgiler vermeye çalışacağım. Kıyametten önce çıkacağı bildirilen bu alametin hayvan mı, hastalık mı, teknoloji mi ya da başka bir şey mi olduğu konusunda herkes görüş ortaya atmaktadır. Bizde bu videoda sizlere bu konuyu Kuran-ı Kerim ışığında ve peygamber efendimizin hadisleri ile anlatmaya çalışacağız. Videoya başlamadan önce şunları belirtmekte fayda görüyorum. Yaptığım videolarda herhangi bir art niyet, dinden uzaklaştırma ve Haşa Allah’a şirk koşmak gibi konuları asla işlemiyorum. Hayal gücü geniş insanların cımbızla istediği yeri çekip yorumlaması sonrası ortaya üzücü yorumlar çıkmaktadır. Sizlerden gelen eleştirileri hakaret içermediği müddetçe yanıtlamaya çalışıyorum. Bu video ile ilgili değerli görüşlerinizi almak isterim. Keyifli seyirler diliyorum.

Genelde batılı kaynakların (Yahudi kaynakları desek daha doğru olur), olayların seyrini değiştirme konusunda sabıkalı oldukları hemen hemen herkes tarafından bilinir. İslam dinine de İsrailiyat kaynaklı birçok hadis ve rivayet girmiştir ki buda birçok konuda kafa karışıklığına sebep olmuştur.  Dabbetül arz da bunlardan biridir ve son derece kafa karıştırıcı bilgiler İslam dini içerisine kendine yer bulmuştur.

Konumuza şöyle bir giriş yapalım…

Dabbe nin kelime anlamı debelenen ya da hareket eden canlı varlık demektir. Fakat bazı yorumcular debelenmek kelime anlamı ile alakalı tren, otomobil gibi şeylere de “dâbbe” demiş hatta, bin yıl önce yaşamış birisini hayalen günümüze getirsek, yüz vagonlu treni görse “işte bu dâbbetü’l-arz diye tarif edebileceğini belirtmişlerdir. Fakat Kuranı Kerim’de dabbe kelimesi bir canlı varlık için kullanılır. Dabbetül arz ise canlı hayvan/yaratık anlamında kullanılır. “Dâbbe” kelimesi Kur’anda on dört defa geçer. Bu kelimenin çoğulu olan “devâbb” ise dört defa kullanılır. Örnek olarak bunlardan bazılarına bakalım:

“Yeryüzünde yaşayan bütün canlıların (her dâbbenin) rızkı ancak Allah’a aittir.” (Hûd, 11/6)

“Her canlının (dâbbenin) dizgini Allah’ın elindedir.” (Hud, 11/56)

“Allah her canlıyı (dâbbeyi) sudan yaratmıştır. Bunlardan kimi karnı üzerinde sürünür, kimi iki ayakla yürür, kimi de dört ayakla yürür. Allah dilediğini yaratır. Allah, şüphesiz her şeye kadirdir.” (Nûr, 24/45)

Neml suresi 82. ayette geçen “dâbbetü’l- arz” ise, müfessirlerce genelde kıyamet alameti olarak açıklanır:

Diyanet İşleri: (Kıyametin kopacağına dair) o söz başlarına gelince, onlar için yerden kendilerine bir dâbbe (canlı bir yaratık) çıkarırız. O, onlara insanların âyetlerimize kesin olarak inanmadıklarını söyler.

Bu ayetteki dabbe nin nasıl bir canlı yaratık olduğu tam olarak neyi ifade ettiği açık değildir. Bizde Bu ayeti peygamber efendimize ait hadislere videonun ilerleyen bölümlerinde yer vererek durumu aydınlatmaya çalışacağız.

Peygamber efendimizin hadislerinde bu canlının hayvan/yaratık olduğu açıkça belirtilmiştir. Ve hayvanın ayrıntılı tarifi bile yapılmıştır. Ellerinin olduğu ve bir elinde Hz. Musa’nın asası diğer elinde ise Hz. Süleyman’ın Mührü olacağı belirtilmiştir.  İnsanların Mümin ya da kafir olacağını bildirecek ve onları damgalayacaktır. Bu canlının hayvan olduğu, insanlarla konuştuğunu ve devasa büyüklüğünü kabul etmeyenler bunun teknolojik açıdan telefon, radyo veya Televizyon olabileceğinden bahsetmişlerdir. Hatta cep telefonlarındaki titreşimin bile bu açıdan değerlendirilebileceğini söyleyenler bile olmuştur. Dabbetül arzın topraktan çıktığından hareketle bu aletlerin hammaddelerinin toprak olduğunu belirtir, hatta bazı rivayetlerde dabbenin başı bulutlara değecek diye bahsedilmesini de uydular olarak değerlendirirler. Çünkü uyduların başı semadadır.

Hastalık bakımından ise Aids hastalığının dabbetül arz ile örtüştüğünü ve kıyamet alametlerinden birinin hastalık ile vuku bulacağını belirten açıklamalar yapılmıştır. Böyle düşünenler aids hastalarını bir ucube olarak görmektedirler. Bazıları da mikroorganizmalar ve böcekleri dabbetül arz olarak görmüşlerdir. Bunun dışında Hz. Mehdi’nin ortaya çıkışını, alametlerinden biri olan meleklerin değil telefon, radyo ve televizyonların haber vereceğini söyleyenler bile olmaktadır. Hz. Mehdi’nin ortaya çıkış alametleri ile ilgili birçok farklı görüş mevcut. Ben örnek olarak bunu verdim.

Devam edersek;

Böyle düşünceleri ortaya atanların kendilerini haklı göstermek için başvurdukları yöntem ise çok ilginçtir. Peygamber efendimizin bildirdiklerini zamanın şartlarına göre kendi arzuları mahiyetinde eğip bükerek yeni anlamlar vermekte böyle düşünülmediği takdirde akla ve bilime aykırı olur görüşünü empoze etmeye çalıştıkları söylenmektedir. Böyle büyük bir hayvanın yaratılması ve insanları mümin veya kafir diye damgalaması mümkün değil diyerek insanlara bu görüşü kabullendirmeye çalışmaktadırlar.  

Şu bir gerçek ki kıyamet yaklaştıkça insanların imanı azalacak ve Allah’a olan inançları yok olmaya başlayacaktır. Tabi insanlar başka arayışlar içine girmeye ve Allah’ı inkar etmeye başlayacaklar ki bunlar günümüzde yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlamıştır. Şöyle örneklendirirsek; Geçmişle ilgili araştırmalar ortaya çıktıkça tabi araştırmaların bize aktarılış durumları hakkında tam bir bilgiye sahip olmadığımızdan, Örneğin Sümerler zamanında yazılan tabletlerin Zecharia Sitchin tarafından bilerek yanlış çevrildiği ya da çevirisini yapmayı başaramadığı ve bunun gölgesinde kalmamak için kendisinin bir senaryo yazdığı çoğu yerde bahsedilmektedir. Hatta bu anlatılanlara insanların inanması için çok büyük çaba sarf edildiği de anlatılmaktadır. Ayrıca Mu kıtası ile ilgili James Churcward tarafından ortaya atılan Naacal tabletleri ve buradaki bilgilerinde uydurma olduğu, günümüzde bu tabletlerin hala bir yerde sergilenmemiş olması da bu tabletlerin varlığının sorgulanmasına sebep olmaktadır. Ayrıca Churcward’ın Tabletleri okumayı Tibetli rahiplerden öğrendiği bilgisi aktarılmakta, fakat bazı yerlerde Tibetli rahiplerin bu tabletleri okuma bilgisine sahip olmadıkları dolayısıyla öğretme bilgisine erişemedikleri anlatılmaktadır. Tabi Mu kıtası ile alakalı destekleyici bazı kanıtlar işin rengini değiştirmektedir. Mu kıtasındaki din anlayışı bizi spiritüalizm denen yeni bir anlayışa götürmektedir. Hiçbir din olmadan ruh üzerine temellenen bir anlayış. Reenkarnasyon. Geçmişe ait verdiğim örnekler dışında yapılan birçok açıklama ve örnekler de insanların kendini yeniden sorgulamasına sebep olmuş ve insanların farklı bir arayış içine girmesine neden olmuş ve dinden uzaklaşmıştır.

İnsanlar gizemli olan her şeye ilgi duymaktadır. Dolayısıyla Mu kıtası ile anlatılanlar da gizemli olmasından dolayı insanların bir hayli ilgisini çekmiştir.  Mu kıtası ile alakalı videomu da en kısa zamanda siz değerli izleyicilere sunacağım.

Şimdi olayları fazla dallandırıp budaklandırmadan bir örnekle konumuza devam edelim.

Hazret-i İsa, peygamber olduğunu bildirince, Yahudiler, ondan mucize göstermesini istediler. Hasta olan birisini getirerek, (Şu hastayı iyileştir bakalım) dediler. O da mübarek elini sürünce hasta iyileşti. Daha sonra (Şu körün gözünü aç) dediler. O da mübarek elini sürünce, gözleri açıldı. Yahudiler baktılar, dedikleri oluyor bu sefer daha zor ve imkânsız bir şey istediler. (Şu ölüleri dirilt) dediler. Hazret-i İsa dua edince, o ölüler de dirildi. Bunun üzerine çok daha zor bir şey aradılar. (Çamurdan bir kuş yap, memeli ve dişleri olsun, hayz yani adet görsün, yavru doğursun) dediler. Yahudilere göre böyle bir kuşun olması mümkün değildi. Hazret-i İsa, çamurdan yaptığı şekle üfürünce, bildirdikleri vasıfta bir hayvan [yani yarasa] meydana geldi. (Al-i İmran 49)

Ali İmran suresinde de anlatıldığı gibi, inanmayacak olan, ölüleri dirilttiği halde yine inanmıyor. Demek ki, harikulade olaylar imtihana aykırı değildir.

Topraktan ademoğlunu, çamurdan yarasayı yaratan Allahü teâlâ, Dabbe denilen hayvanı yaratmaktan aciz midir? Böyle bir hayvan olamaz demek, Allahü teâlâ böyle bir hayvan yaratamaz demektir (Haşa). Kur’an-ı kerimde Allahü teâlâ, Dabbe için bir [hayvan] diyor, hastalık veya alet diye bir şey demiyor. Açıkça, konuşan hayvan diyor. İşte Neml suresi 82. âyet-i kerimenin mealine tekrar göz atacak olursak:

 Diyanet İşleri: (Kıyametin kopacağına dair) o söz başlarına gelince, onlar için yerden kendilerine bir dâbbe (canlı bir yaratık) çıkarırız. O, onlara insanların âyetlerimize kesin olarak inanmadıklarını söyler.

Âyet-i kerimeyle bildirilen Dabbe’yi peygamber efendimiz şöyle tarif etmiştir? Feraid-ül fevaid, Muhtasar-ı Tezkire-i Kurtubi, Megarib-üz-zaman ve El kavl-ül muhtasar fi alamat-il Mehdi-yi muntazar kitaplarındaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyle:

(Dabbet-ül-arzın deve ayağı gibi dört ayağı ve kuş gibi kanatları vardır. Başı öküz başına, kulağı fil kulağına, kuyruğu ise koç kuyruğuna benzer.)(İnsanlar, bu hayvandan kaçarlar. Kimi ondan korkarak namaza durur. Hayvan namaza duran kişinin yanına gelerek, “Ey kişi, şimdi mi namaz kılıyorsun” diyerek yüzünü damgalar. Böylece müminler, kâfirlerden ayırt edilerek tanınır.)

Bu durumda İnsanlar telefondan kaçıp, namaza mı duracaklar?] sizce de garip değil mi?

(Dabbet-ül-arz, Musa’nın asası ile mümine dokunur, alnına Cennetlik yazılır, yüzü nurlanır. Kâfire, Süleyman’ın mührünü vurur, Cehennemlik yazılır, yüzü simsiyah olur.) [Tirmizi]

İmam-ı Kurtubi hazretleri

Dabbe eğer sıradan bir şey veya insan olsaydı, onda olağanüstülük söz konusu olmazdı ve hadis-i şeriflerde sözü edilen alametler kendisinde bulunmazdı. Kâfirlerle mücadele edecek bir insan olsaydı, ona âlim denilmeyip, hayvan denilir miydi? Bu, akıl sahiplerinin yolu değildir. Dabbe bir hayvandır. (Câmi’ul ahkâm) diye belirtmiştir.

İnanmayanlar bu hayvanın, deve gibi olacak olan ayakları ve kanatları için bir tevil bulamamışlardır. Tevili ise şöyle tanımlayabiliriz. (Söylediği bir sözü ya da yaptığı bir davranışı, görünür anlamından çekinip, başka bir anlamdaymış gibi göstermeye çalışmadır.) Bu anlamdan hareketle Belki ileride, telefonun, radyonun veya TV’nin üstüne konduğu masanın dört ayağını deve ayağı olarak söyleyebilirler. Kanatları için de bir şey uydururlar. Telefondaki, radyodaki ve TV’deki sesler ve görüntüler, bir şehirden başka şehre uçup gittiği için, işte kanat budur diyebilirler. Bunun dışında Cennet ve Cehennemi bile, bu dünyadadır diye tevil edenler çıkmıştır. O zaman tevil edilmeyen ne kalır ki?

Hadis-i şeriflerde, hayvanın ayaklarına, kulaklarına, kanatlarına, kuyruğuna ve başına varıncaya kadar tarif edilmektedir. Allahü teâlâ ve Resulü, hayvan derken, Ehl-i sünnet âlimleri de tevil etmeden, (İnsan veya başka bir şey değil, hayvandır) diye açıklarken, hayvan değil, AIDS, telefon, radyo veya TV’dir denilebilir mi? Peygamber efendimiz, (Ben hayvan dersem, siz radyo gibi farklı bir şey anlayın) diyormuş gibi, çirkin bir şey nasıl iddia edilir? O zaman ortada din diye bir şey kalmaz. Hâşâ Allahü teâlâ ve Resulü, insanlar anlamasın diye, şifreli şekilde, bilmece gibi mi konuşuyor? Açıkça Dabbe diyor, hayvan diyor. Bu hayvan değil demek, âyetleri, tevil yoluyla inkâr etmek demektir. Bu Bâtınîliktir, yani (Kur’anın Bâtıni manası var) diyerek gerçek manasını inkâr etmektir. Bazı Mealci mezhepsizler de, (Salât dua demektir, namaz dinimizde yoktur, dua vardır. Cami diye bir şey de yoktur. Kalp camiinde Allah’a yalvarmak gerekir) diyorlar. Böylece namazı, camileri inkâr ediyorlar. Günümüzün Bâtınîleri de, Dabbe hayvan değil, başka bir şey diyerek Bâtıniliğe özeniyorlar.

Allahü teâlâ Dabbet-ül-arzı yerden, topraktan çıkaracağını bildirdiği gibi, insanı da topraktan yarattığını bildirmiştir. Yani, (Allah insanı sudan, Dabbe’yi ise topraktan yarattı) da denemez. Bu âyet-i kerimelerde, insanın da topraktan yaratıldığı bildiriliyor: Bununla ilgili şu ayetleri örnek verebiliriz.

(Allah nezdinde İsa’nın durumu, Âdem’in durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı. Sonra ona ol dedi ve oluverdi.) [Al-i İmran 59]

(Sizi topraktan yaratması, Onun [varlığının] delillerindendir.) [Rum 20]

(O sizi yerden [topraktan] yarattı. Ve sizi o yerde yaşattı.) [Hud 61]

(Sizi yerden [toprakta] yarattık; yine sizi o yere [toprağa] döndüreceğiz.) [Taha 55]

Kütüb-ü sitte’de, Abdullah ibni Büreyde’nin rivayet ettiği hadis-i şerifte, Peygamber efendimiz, Dabbet-ül-arzın çıkacağı yeri göstermiştir. Abdullah ibni Büreyde, (Resulullah efendimiz, Mekke’ye yakın olup etrafı kum olan bir yerde, “Dabbet-ül-arz buradan çıkacak” buyurdu. İşaret edilen yerin eni ve boyu birer karıştı). (Telefonun, radyonun veya TV’nin genişliği bir karıştır) da denemez. Hadis-i şerifte, Dabbe’nin değil, çıkacağı yerin bir karış olduğu bildiriliyor. Bir karışlık yer yarılarak, oradan daha büyük bir hayvan da çıkabilir. Allah nasıl isterse öyle olur.

Bunun dışında Dabbet-ül-arzın çıktığını söyleyen kimse, nasıl olurda, Güneş’in Batıdan doğmasına 80–90 sene var diyebilir? Hâlbuki Peygamber efendimiz, bunların peş peşe çıkacaklarını bildirmektedir.

Videonun başındaki hadis-i şerif mealine tekrar göz atarsak:

(Kıyamet alametlerinin ilki, güneşin battığı yerden doğması ve kuşluk vaktinde insanlara Dabbet-ül-arzın çıkmasıdır. Bunlardan hangisi önce çıkarsa, diğeri de onun hemen peşindedir.) [Müslim, Ebu Davud]

(Bu kadar büyük hayvan olamaz) demek, kıyametin büyük alametlerini inkâr etmek demektir. Zaten kıyametin büyük alametlerinin hepsi olağanüstü olaylardır. İnanmayanların kabul etmesi mümkün değildir.

Enam suresinin, (Rabbinin bazı âyetleri [alametleri] geldiği gün, daha önce iman etmemiş veya imanında bir hayır kazanmamış kimseye, o günkü imanı fayda vermez) mealindeki 158. âyetini açıklayan Peygamber efendimiz buyurdu ki:

(Şu üç şey ortaya çıkınca, iman etmemiş veya imanından hayır görmemiş olana, imanı fayda vermez: Güneşin batıdan doğması, Deccal ve Dabbet-ül-arz.) [Müslim, Tirmizi, Beyheki]

Kıyametin büyük alametleri çıkmış olsaydı, artık imanın fayda vermemesi gerekirdi. O zaman bu tevilciler, niye ateistleri Allah’a inandırmaya çalışıyorlar ki? Bu hususta İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki:
Dabbet-ül-arz denilen hayvan çıkacak, gökleri bir duman kaplayıp, bütün insanlara gelip, canlarını yakacak, herkes bunun acısından dua edip, (Ya Rabbi! Bu azabı üzerimizden kaldır. Sana iman ediyoruz) diyecektir. (2/67)

Görüldüğü gibi, Dabbet-ül-arz çıkınca herkes iman edecek, ama artık büyük alametler çıkmış olduğu için iman kabul edilmeyecektir.

Buraya kadar bu canlı varlığın ne olduğu konusunda elimizden geldiğince bir şeyler anlatmaya çalıştık. Kıyamet alametlerinden biri olan dabbetül arzın ellerinde neden Hz. Musa’nın asası ve Hz. Süleyman’ın mührü olacak birazda ondan bahsedip konumuzu tamamlayalım.

Bilindiği üzere Hz. Musa peygamber olmadan önce elinde asası ile çobanlık yapardı. Allah Hz. Musa’ya hayvanları yönetme misyonundan insanları yönetme misyonu görevini verdi ve onu peygamber ilan etti. Yaşadığı dönem çok zorlu bir dönemdi ve bu dönemde kendini Haşa Allah ilan eden firavun yaşamaktaydı. Üstelik Hz. Musa’nın üvey babasıydı. Peygamber ilan edildikten sonra yanından hiç ayırmadığı asası ile de Allah’ın emrettiği şekilde tüm zorlukların üstesinden gelerek insanları doğru yola sevk etmeye çalıştı. Bu asasıyla insanlığın faydasına olacak her türlü mucizeyi gerçekleştirdi. Dolayısıyla Allah’ın kudretinin temsil edildiği bu asanın Dabbetül arzın elinde olması (muhtemelen sağ elinde çünkü Hz. Musa’nın da sağ elindeydi) kıyamet zamanı mümin olanların yani İman sahibi kimselerin belirlenmesi ve işaretlenmesini sağlamada bir araç görevi görmektedir. Doğrusunu Allah bilir.

Hz. Süleyman’ın mührünün kafirleri damgalaması ise şöyle yorumlanabilir. Doğrusunu Allah bilir. Bilindiği üzere Hz. Süleyman şeytanlara, cinlere, doğaya, tabiata ve nesnelere hükmederdi. Hz. Süleyman’ın kötülüğü kontrol altına alması Dabbetül arz tarafından da bu mahiyette düşünülebilir aslında. Dabbetül arz da elindeki Hz. Süleyman’ın mührü ile dünyada kötülük yapanları Allah’ı inkar edenleri, iman etmeyenleri ve kıyamet zamanı karşılarında Dabbetül arzı gördüklerinde imana gelmiş gibi kendilerini gösteren insanları belirlemesi ve onlara sen iman edenlerden değilsin diyeceği ve onları damgalaması bu sebeptendir diye düşünülmektedir.

Ek bilgi olarak Hz. Süleyman’ın asasına dayalı bir şekilde ölmesi ve emrinde çalışan cinlerin bunu uzun süre anlayamaması, ta ki bir ağaç kurdunun onun asasını kemirdikten sonra Hz. Süleyman’ın yere düşmesi ve öldüğünün anlaşılması, günümüz toplumlarında cinlerin geleceği görür anlayışına verilen en çarpıcı mesajdır aslında.

Videoyu sonlandırmadan önce dabbetül arz ile alakalı Kuran-ı Kerim ayetlerinden ve peygamber efendimizin hadislerinden bahsetmeye ve olayı sizlere aydınlatmaya çalıştım. Dabbetül arz iyi olanlar için iyi, kötü olanlar için kötüdür. En doğrusunu Allah Bilir. Şüphesiz eksik yerler yada size göre hatalı olan kısımlar olmuştur mutlaka onları da siz değerli izleyicilerin yorum kısmında bizlerle paylaşmasını bekliyorum. Yeni videoda görüşmek dileğiyle…


Like it? Share with your friends!

0

What's Your Reaction?

hate hate
0
hate
confused confused
1
confused
fail fail
0
fail
fun fun
0
fun
geeky geeky
0
geeky
love love
0
love
lol lol
0
lol
omg omg
0
omg
win win
1
win

0 Comments

Send this to a friend