Aşı Büyük Bir Yalan mı ? Kim Doğruyu Söylüyor…


0

Bu videodaki bilgiler sizin görüşlerinizi etkilemesin. Hayatınızın devamı için kendi kararlarınız en etkili olanıdır. Video Bilgi amaçlı bir paylaşımdır.

Aşı kavramı günümüzde sıkça dile getirilmeye başlanan ve özellikle salgından sonra insanlara çiple beraber zorla yaptırılacağı söylentileri ile insanlarda korku uyandırmaya başlayan tedavi yöntemi. Tarihte aşı konusunda ilk uygulama M.Ö. 590 yılında Çin’de Sung Hanedanı döneminde çiçek hastalığından korunmak için cillteki iltihaplı maddenin sağlıklı kişilerin burnuna verilmesi olarak bilinmektedir. Sistematik aşılama ise 1978 yılında Edward jenner tarafından başlatılmış ve günümüze kadar dev adımlarla ilerlemiştir. 1978 yılından itibaren başlayan sistemli aşı yöntemleri günümüzde bambaşka bir hale gelmiş ve özel amaçlar için kullanılmaya başlanmıştır. Geçmişte yapılan aşılar insanlığın faydasınayken neden günümüzdeki aşılar tehlikeli bir hal aldı.

Bu video da sizlere Amerikalı bir doktorun aşı hakkındaki görüşlerini aktaracağım. Sizce kim doğruyu söylüyor. Aşı gerçekten çözüm mü? Aşının vücutta nelere yol açtığını biliyor muyuz ? Başlıyoruz.

Bahsedeceğim kişi Amerikalı Çocuk doktoru Lavrence Palevsky Bu doktorun açıklamalarını dikkatle dinleyin…

New york üniversitesi tıp fakültesinde öğrenimini tamamlayan doktor, sağlık alanında birçok noktada görev aldıktan sonra kendi kliniğini açarak yoluna devam etti. 1983 yılında tıp fakültesindeki eğitimi sırasında kendisine, aşıların zarar vermeyeceği aksine koruyacağı öğretilmiş ve insanlara aşı yapmaları gerektiği yönünde eğitimcilerin telkinde bulunduğunu belirtiyor. Fakat bu bilgiler öğretilirken aşıların zararsız olduğunu belirten tek bir bilimsel kanıt öğrenim hayatı boyunca gösterilmemiş ve öğretilmemişti doktora. Üstelik aşılar ile ilgili yapılan güvenlik deneyleri dahi yoktu.

1998 yılında, bir anne doktorun yanına gelerek, aşılarda cıva varmış, biliyor musunuz diye sorduğunda doktorun cevabı hayır olmuştu. Bunun üzerine Doktor bu bilgi eksikliğini gidermek adına araştırmaya başlamıştı. Araştırmalarında gördü ki kobay hayvanlarda kullanılan ağır tahrip gücü kanıtlanmış birden çok madde aşılarda bulunmaktaydı. Fakat bu maddelerin aşılarda ne aradığı sorusuna ise cevap bulamamıştı doktor.

Daha sonra ailelerden doktora bir takım hikayeler ulaşmaya başladı. Binlerce aile aynı şeyi söylüyordu. Sapasağlam çocuklar doktora gidiyor ve sağlığından oluyorlardı. Bazılarının dili gidiyor, bazıları havale nöbetleri geçirmeye başlıyor, bazıları ise hayatını kaybediyor. Bunun dışında astım, alerji, egzama, otizm, öğrenme engeli, bağırsak iltihabı ve otoimmün hastalıkları baş gösteriyor. Aşı vurulduktan sonra rahatsızlanarak hastanelere gelen çocukların ailelerineyse aşı ile alakası yok deniyordu ve bu hastalık türlerinin oranı günden güne artmaktaydı.

İyi bir araştırma yapılırsa Aşı içeriğini oluşturan etken maddelerin vücuda enjekte edildiğinde nasıl çalıştığını anlayabilecek bilgiye sahip olursanız yukarıda anlattığım hastalıkların hepsinin sorumlusu olabileceğini göreceksiniz diye ekliyor doktor.

Peki neydi bu aşının içindeki etken maddeler.

Doktor fakültedeyken kendilerine vücudun bir kan beyin bariyeri olduğu bilgisinin öğretildiğini belirtiyor. Bu kan beyin bariyeri bir şifreli kasa görevini görüyor. Kan içindeki bileşenlerin bu bariyer sayesinde beyne geçemeyeceği biliniyor. Bu bileşenler arasında ilaçlar, virüsler ve bakteriler bulunur ve tabi bunlar dışında başka şeylerde vardır beyne geçişi engellenen.

İşte İlaç firmalarıysa direk beyne etki edecek ilaç geliştirmek istiyorlar. Bunun içinde nanopartikül denilen bir şey kullanıyorlar ilaçlarında. Bu çok küçük parçacıklar kan beyin bariyerini geçebiliyor. Dolayısıyla ilacı bu nanopartiküle bağlayarak beyne ulaştırıyorlar. Bu testleri hayvan deneyleri üzerinden gerçekleştiriyorlar.

Bunun dışında bir de emülgatör kullanıyorlar. Emülgatör birbiri içine karışmayan maddelerin karışmasını sağlamak amacıyla kullanılan madde. Günümüzde bunu hemen hemen her yiyeceğin içinde görebilirsiniz. Suyu ve yağı seven bu madde her ikisinde de çözülebiliyor. İşte bu maddeyi yani emülgatörü alıp ilacı bağladıkları nanopartiküle ekledikleri anda beyne ilaç geçişini 20 kat arttırabildiklerini keşfediyorlar. Buda ilaç şirketlerinin tam istediği şeydi. Doktorun hayvan deneylerinden elde ettiği bilgiler bunlardı.

Aşılarda ilaçlarda kullanılan yöntem kullanılıyor. Aşıların ilaçlardan daha etkili sonuç vermesinin nedeni damar yolu ile kana çabuk karışmasıdır. Virüs ve bakteri… bunlar alüminyum denilen bir nanopartiküle bağlı durumda. alüminyum nano boyutta bir partikül ve tanımı gereği beyin dokusu içine geçme potansiyeli var. Ayrıca aşıların çoğunda polisorbat-80 ya da sorbitol denilen emülgatörler var. Emülgatörler bu alüminyum nanopartikülüne sıkı sıkıya bağlanıyor. O da zaten sıkı sıkıya aşı antijenlerine( virüs / bakteriye) bağlı durumda

Bu durumda akla şu soru geliyor.

Aşı modeli, ilaç firmalarının ilaçlarını beyne daha etkin şekilde ulaştırmada kullandıkları modelle aynıysa, aşı içeriğindeki maddeler aynen çocuklarımızın beynine gidiyor olabilir mi ?

Bu durum çocukların neden sağlığında bozulmalar meydana geldiğini açıklıyor. Fakat nedense medya, doktorlar ve devlet tek ses olmuşçasına katiyen bağlantı yok diyor. Bilim bağlantı olduğunu gösterdiği halde.

Literatürde aşıların bedene enjekte edildiğinde içindeki alüminyumun beyne intikal edip etmediğini araştırmış tek bir çalışma yok. Aşılardaki herhangi bir maddenin beyne geçişinin olup olmadığına bakılmamış. Sadece Polisorbat-80 emülgatörünün aşıdaki etken maddelerin beyne girişini kolaylaştırmış mı ona bakılmış.

Doktorun aşılarla ilgili güvenli bir çalışma bulamamış olması onu fazlasıyla endişelendirmişti. Çünkü bu zamana kadar insanlara, aşıların çok sıkı değerlendirilmeden geçirilerek bilhassa güvenirliklerinin en ince ayrıntısına kadar çalışılmış olduğu söyleniyordu. Fakat alüminyumun beyne girip girmediği ile ilgili tek bir çalışma yoktu.

Alüminyum aşıda beyinde işi olmayan başka maddeleri alıp beyne taşıyor mu ? Çünkü beyinde işi olmayan maddeler kan beyin bariyerini aşar ve beyne ulaşırsa enflamasyon (yangı) oluşur. Bugün her 5 çocuktan 1i öğrenme engelli ve her 40 çocuktan 1i otizmdir. Bu iki hastalığın nedeni enflamasyondur.

Doktor Aşılarla ilgili deneyler yapılmış mı, deney grupları kontrol grupları kurulmuş mu onları araştırdığında, Örneğin 100 çocuğa aşı vurulur, 100 çocuğa da salin sudan oluşan plasebo uygulanır. Plasebonun bu deneyde kimyasal hiçbir etkisi yoktur. Böyle bir çalışmanın asla yapılmamış olduğunu görür

Aşılar deneylerde ne kadar süreyle uygulanıyor derseniz 10 gün en fazla 2 hafta. Aşı üretici firmalar her şeyin farkında. Aşı oluştururken ortaya çıkacak yan etkilerin aşı kaynaklı olup olmadığını bilmekteler. Bu bilgilerin dışarıya paylaşılması aşının güvenirliğini sarsacağından gizli tutulması aşı firmaları için daha önemli. Çocuk aşı bağlantılı bir reaksiyon geçirdiğinde bunun aşı ile bağlantılı olup olmadığını bilen sadece aşı firması.

Örneğin çocuğunuz aşı olduktan 5 ay sonra nöbet geçirdi diyelim. Doktor size aşıyla alakası yok diyecek. Çünkü elinde fikir üretmekten başka bu söylediği sözü destekleyecek herhangi bir kanıt yok.

Doğumun 2. Ayında ya da diğer aylarda yapılan aşıların gelecekte ne gibi problemlere yol açacağı hiçbir zaman araştırılmadı. Bu durum hiçbir zaman önemsenmedi. Önemsenmeyecekte.

Doktorun değindiği bir başka konu ise daha da çarpıcıydı. New York’ta 13 Haziran 2019 tarihine kadar aşıyı dini gerekçe göstererek ret hakkı kullanılıyordu. Ortaya çıkan bir kızamık salgınının bu aşı vurulmayan gruptan yayıldığı gerekçe gösterilerek kaldırıldı. Doktor eyalet temsilcisiyle yaptığı görüşmede salgının aşısız çocuklar yüzünden çıktığı tezinin hiçbir çalışmayla kanıtlanmadığını belirtti. Eyalet temsilcisi bu duruma şaşırarak eğer dediğiniz gibi böyle bir çalışma yoksa ben hayır oyu verip dini muafiyet hakkının kaldırılmasını engelleyeceğim dedi. Eyalet temsilcisi araştırmalarında herhangi bir belge bulamasa da muafiyet hakkının kaldırılmasına yönelik evet oyu verdi. Çünkü emir büyük yerden gelmişti.

Yani işin özeti aşısız çocuklardan hastalık bulaştı diye bir çalışma yok sadece inanç ve algı vardı.

Doktor şöyle devam ediyor. Aşı olunca çocuğun bir daha o mikrobu taşımayacağı öğretiliyor bize. Fakat Daha sonra çıkan bir sürü bilimsel yayınlarda aşı vurulan çocukların da aynı mikrobu taşıyabileceği ifade ediliyor. Yani az önce verilen örnekte kızamık salgınının aşısız çocuklardan bulaştığı görüşü de otomatik olarak çürüyor. Aşılı çocuklarda hastalık yayabiliyor. Yani aşı olundu mu virüsün kökünü vücuttan kazıdığınızı gösteren tek bir bilimsel kanıt yok. Hatta bilimsel makalelerde aşıyla beraber bu virüsler mutasyona uğruyor diye bahsediliyor. Bununla ilgili birçok yayın var. Antibiyotiklerin yoğun kullanımında nasıl virüs mutasyona uğrayıp direnç gösteriyorsa aşı da da aynı durum oluyor.

Doktor 20 yılı aşkın süredir çocuğunu aşılatmamış ailelerle çalışıyor ve şunu da ekliyor. Hayatımda gördüğüm en sağlıklı çocuklar bunlar diyor. Bana gelen aileler arasında büyük çocuğu olanlar aşıların çoğunu yapmış, ortanca çocuk kısmen aşılı en küçük çocuk ise neredeyse hiç aşılanmamış. Bu ailelerin sayısı artıyor. Aileler aradaki farkı görüyorlar çünkü. Büyük çocukların sürekli kullanması gereken ilaçlar ve diğer sorunları varken küçük çocuklar neredeyse hiç hasta olmuyorlar.

Doktor bu bilgileri aktarırken insanların kendisine tek dediği şey anektod oluyor. Bir kere görseniz evet anektottan öteye geçmez bu gözlem dersiniz. Fakat 20 yılı aşkın süredir aynı şeyi gözlemliyorsanız artık o bir anektot değildir.

İşin bilimine sahip kişiler aşının bilimsel dayanağı olmadığının farkında ve bunun sorun çıkarmaması adına aşı vurulmayan aileler ötekileştirilerek toplum dışına itilmeye çalışılıyor.

Kaliforniya da ki kızamık salgınında toplam vaka 194’tü. O 194 vakanın 73’ü doğrudan aşıdaki virüs yüzünden gelişmiş kızamık enfeksiyonuydu.  

Literatür der ki, aşı tipi kızamık virüsü ile enfeksiyon GERÇEK KIZAMIK değildir, sağlığı tehdit eder bir durum olarak sayılmamalıdır. Bu da demektir ki orada kızamık geliştiren topu topu 121 KİŞi vardı. New York eyaleti ise yaşanan salgında, CDC’nin (Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri)’nin öngördüğü TETKİKİ YAPMAMIŞTIR: Kızamık geçiren HER çocuğun kanında, enfeksiyonun AŞI virüsünden mi, doğal (vahşi) virüsten mi, yoksa MUTANT bir kızamık virüsünden mi kaynaklandığına bakılması gerekiyordu. Hem ABD’de hem de dünyada, %95-%98 oranında AŞILI popülasyonlarda patlak veren kızamık vakaları görüyoruz, nedeni de MUTASYONA UĞRAMIŞ kızamık virüslerinin bulunması! Daha önce bahsettiğim gibi, virüsün mutasyona uğraması, (bir virüs alt tipinin yerini bir diğerinin alması) nedeniyle ortaya çıkmış kızamık vakaları görülmekte. New York eyaleti ise kızamık geçiren 1000’in üzerindeki çocuk ve erişkinde gerekli testleri YAPMAMIŞTIR. CDC’nin internet sitesine küçücük bir not düştüler sadece, kızamık salgınından 2 doğal (vahşi) virüs sorumludur diye. Oysa biz New Yorklular biliyoruz, test filan yapılmadı!

Long Island’da 4200 çocuk vardı aşı için dini muafiyet hakkını kullanan ve aşılanmamış olan, ve Long Island’da TEK BİR KIZAMIK vakası bile GÖRÜLMEDİ. Teşekkürler.

Evet doktorun anlattıkları bunlardı. Aslında bundan daha fazlası mevcut.  Neredeyse her yerde kullanılan bir madde var titanyum dioksit. Çoğu kişi bu maddeyi defalarca vücuduna alıyor. Ara bir bilgi olarak bu maddenin tehlikelerinden bahsedip konumuza geri dönelim.

Araştırmalar TiO2 (titanium dioksit) nanoparçacıklarının DNA’da hem tek hem de çift iplikte kırılmaya yol açtığını, kromozomlara hasar verdiğini ve enflamasyona sebep olduğunu ortaya çıkardı. DNA ve kromozomlardaki hasarın kanser riskini arttırdığı zaten biliniyor. Fareler üzerinde gerçekleştirilen çalışmada farelerin içme sularına titanium dioksit (nanoparçacıklar)(Tio2) verildi ve farelerde beş gün içerisinde genetik hasar gözlemlendi. Bu beş günlük deney insana uyarlandığında 1.6 senelik bir zamana denk düşmektedir.

Titanyum dioksit bir kez sisteme(vücuda) girdiğinde, vücut bunları dışarı atamadığı için farklı organlarda birikmeye başlar. Boyutları çok küçük olduğu için de hücreden hücreye, organdan organa geçebilir ve hücre içinde gerçekleşen mekanizmaları etkileyebilir. Titanyum dioksit oldukça büyük miktarlarda -yılda yaklaşık iki milyon ton olarak- üretilmektedir. Diş macunundan, boyalara, gıda boyalarına, vitaminlere kadar pek çok üründe bulunan TiO2 sebepsiz gözüken kanserlerin çoğunluğuna sebep olmaktadır. Özellikle Ama sprey halindeki güneş koruyucuları kullanıldığında bunları solunum yoluyla alma olasılığımız artmaktadır. Ayrıca kuvvetli nem tutucu olduğundan vücudun su dengesini bozmaktadırlar.

Kuruyemiş(beyaz leblebi…), beyaz un, sofra tuzu, şeker, sakız, diş macunu, sabun, deterjanlar, kimyasal ilaçlar, vitaminler, şekerleme, karbonat, kabartma tozu, kahve kremaları, süt tozları gibi günlük hayatta sürekli kullandığımız yiyeceklerin yanı sıra deterjan, sıvı sabunlar, diş macunu, güneş kremi gibi kişisel bakım ve temizlik ürünlerine kadar birçok alanda kullanılmaktadır. Güneşin zararlı ışınları olan UVA ve UVB ışınlarını geçirmeyen titanyum dioksit bu özelliklerinden dolayı güneş kremlerinde beyazlatıcı ve kapatıcı özelliklerinden dolayı fondöten gibi kapatıcıların ve kozmetik ürünlerinin içerisinde de çoğunlukla kullanılmaktadır. Nanoteknolojik boyalarda koruyucu madde olarak kullanılan ve ilaç sanayinde koruyucu ve renklendirici amaçlı kullanılan kimyasal bir bileşendir.

Konuya geri dönecek olursak.

Amerikalı doktor gördüğünüz üzere aşıların tehlikelerinden bahsediyor. Bir başka Amerikalı ise aşıların gerekliliğinden bahsediyor. Bill Gates. Peki ama neden. Dr. Lawrence sağlıklı bireylerin yetişmesi için aşısız bir dünyayı savunurken Bill Gates sağlıklı toplumların oluşması için aşılı bir dünyayı savunuyor. Gates’e göre Sağlıklı toplumların olması içinde nüfusun belli bir düzeyde kalması gerekiyor. İşte Bill Gates te bu yüzden aşıyı savunuyor. Kendi çocuklarına aşı yaptırmayan Bill Gates’in aşı hakkında sarf ettiği cümlelere göz atalım.

Evet bahsedilenler gerçekten ürkütücü. Üstelik Gates bu amacını gerçekleştirmek için eşi ve kendisinin adını taşıyan vakfı kurdu. Vakfa daha çok vakit ayırmak için Microsoft’tan ayrıldı. Her ne kadar microsofttan ayrılsada vakfın amaçlarını gerçekleştirmek adına birtakım dijital çözümlere desteğini hala devam ettirmekte. Bu vakıf dijital çözümler dışında, aşı ve tarım üzerine çalışmalar yapmaktaydı. Bununla alakalı Ülkemizde yaptığı tehlikeli çalışmaları içeren videoda kanalımda mevcut dilerseniz izleyebilirsiniz.

Yeni bir video da görüşmek dileğiyle…


Like it? Share with your friends!

0

What's Your Reaction?

hate hate
0
hate
confused confused
0
confused
fail fail
0
fail
fun fun
1
fun
geeky geeky
0
geeky
love love
0
love
lol lol
1
lol
omg omg
1
omg
win win
0
win

0 Comments

Send this to a friend