10’lar Konseyi Dünyayı Yöneten Güç


4
1 share, 4 points

İnsanoğlunun hafızasının tüm uğraşlara rağmen henüz silinemediği bir zaman dilimi düşünün…

Göğün ve yerin sırlarını kapsayan tüm kadim bilginin insanoğlunun yaşantısında yer bulduğu ve bu bilgilerin olağan karşılandığı bir zaman dilimi …

                Yıldızlardaki hayatın hakikatinden, yerkabuğunun içerisinde; yerin altında yaşayan kavimlere kadar tüm varlıkların bilgisinin, insanlığı şaşırtmadığı ve genel geçer kabul gördüğü çağlar…

                Bu kadim çağlar yaşanılan dönemin özelliklerine göre çeşitli isimlerle adlandırılmıştır. Kadim Türk bilgeliği bu çağları dönemin ulularının isimleriyle anmıştır.

Bu video da günümüz dünyasını yöneten çok önemli bir konseyin bilgisini sizlere sunacağım. Daha önce hiçbir yerde bahsedilmeyen ve videoyu izledikçe nutkunuzun tutulacağı bir konsey. Kafanızdaki taşların tek tek yerine oturacağı bir video izleyeceksiniz. Keyifli seyirler diliyorum…

İbrahim’in Çağı

Ne Yahudi nede Hristiyan olan bir peygamberin çağı…

Hanif dini üzerine yaşayan bir ulu bilge; yaşadığı zaman diliminin çarpıtılan hakikatlerinin doğrusuna şahit olmak için Yüce Yaratıcıya yakardı ve karşılığında tüm alemin sırlarına deruni aklı ile vakıf olduğuna şahit oldu. Şahitliğiyle beraber peygamberlik makamına nail oldu.

Hz. İbrahim’e on adet sahife indirildi. On adet sahifede yazanların hepsi de son kitap Kuran’da ayet olarak yer aldı. Bu ayetlerin hangileri olduğu son peygamber görklü Muhammed’e sorulduğunda “akla dayanan misallerdir “dedi.

Hz. İbrahim’in çağında kâinatın sırlarının peşinde olan ve kuruluşunu ilk insanın yaratılışından bile daha evvele götüren çok güçlü bir yapılanma vardı. İlk insanın sırları ile birlikte yaratılmasından Hz. İbrahim’e kadar gelinen süreçte bu yapılanma evren ve insanoğluna ait en önemli iki sırrın peşine düşmüştü.

Düşmüştü ancak…

Yüce yaratıcı, evren ve insana ait bu iki önemli sırrı ilk insandan bu yana peygamberlerine emanet ediyordu. İsmini bile bilmediğimiz yaratıcının vahyini temsil eden birçok elçi, bu sırları öğrenip kavminin ulularına bunların bir kısmını emanet etmişti. İşte İbrahim peygamber de yaratıcının bu emanetini edinen elçilerindendi.

Hz. İbrahim ölülerin nasıl diriltildiğini dört güzel kuş üzerinden açık seçik görmüş ve bellemişti. Hz. İbrahim, günümüz bilim insanlarının vahşet içinde kafa kesip (ölen insanların kafalarının dondurulma hadisesi İtalyan profesörlerince gerçekleştirildi) vücut dondurarak bir hengâme içinde aradıkları dirilmenin sırrına vakıf olmuştu. Dirilmeye ait sırrın kaynağı, insanın damarlarında dolaşan kanda idi.

Hz. İbrahim’i ateşe atanların en çok peşinde oldukları sırlardan ilki bu dirilmeye; yani insan kanına ait sır idi.  İbrahim kendisine yüce yaratıcı tarafından bahşedilen sırrı ateşe atılmak uğruna dile getirmemişti. Dirilmeye ait sırrı bildiğinden ateşe atılmış, ancak binlerce kitapta ayrı ayrı sembolik ifadeler ile anlatılan hadiseler gereği ateşin içinden sağlam çıkmıştı.

Sırrın peşinde olanlar Hz. İbrahim’in yakasını bırakmadığı içindir ki; İbrahim’e bulunduğu diyardan ayrılması için emir geldi. Yüce yaratıcıdan gelen emirde; Arz-ı Mukaddese gitmesi vahiy edilmişti.

Hz. İbrahim sırlarıyla birlikte Arz-ı Mukaddese gitmek için ur kentinden yola çıktı.

İyi ama Arz-ı mukaddesin hudutları neresiydi? Bu alan yüce yaratıcı tarafından neden mukaddes sayılmıştı. Kuran’da Arz-ı mukaddese ait hudutlar belirtilmemişti. Ancak yüce yaratıcı tarafından evrenin sırrını barındıran arzı mukaddese ait sır İbrahim’e emanet edilmişti.

Arz-ı mukaddes denilen bölgenin beş önemli noktası mevcuttu. Bu noktalar insanoğlundan öncesine ait varlıkların sırlarını saklıyordu. Dirilmenin sırrı nasıl ki kandaysa Arz-ı mukaddesin sırrı da sınırları içinde yer alan 5 önemli noktada idi. Arz-ı mukaddesi önemli kılan bu beş noktada yer alan kadim sırlardı. Hz. İbrahim evrendeki bu beş önemli noktanın en önemlisinin bulunduğu alanlardan birine dört köşeli sade bir ev yaptı.

Kabe…

Hz. İbrahim’i ateşe atanların peşinde oldukları ikinci sır; Arz-ı mukaddesin esrarına ait sır idi. Bu sebepledir ki İbrahim’e düşman olanlar, Kabe’nin ilk yapıldığı günden itibaren yıkılmasına ait planları tasarlıyorlardı.

Hz. İbrahim dünyasını değiştirmeye yakın sırrını Kantura isminde bir Türk kadından doğan İsmail’e emanet edecekti. İsmail’e emanet edilen sırrı Kuran’da “Millet-i İbrahim” olarak geçen milletin ulu bilgeleri de öğrenmişti. İsmail ise emanet alınan sırlara ait kapının anahtarı olacaktı.

Hz. İbrahim’e on Suhuf indirildiğinden bahsetmiştim. İbrahim’in emaneti iki büyük sırrın peşinde olan ve döneminde bozgunculuğa sebep olan 10 kişinin tüm kötü yanları; Hanif dine ait indirilen 10 Suhufta anlatılmıştı. 10 kişi 10 kavmin öncüleri olmuştur. Eski Ahitte Hz. İbrahim ve isimleri tek tek sayılan 10 kavmin ilişkisi açık açık anlatılmıştır.

Hz. İbrahim’in dünyasını değiştirmesinden sonra bu iki büyük sırrın peşinde olanlar ile sırra muhafızlık yapanların mücadelesi yüzbinlerce yıl boyunca sürecekti.

Hz. İbrahim’in döneminde ekilen iki karşıt gücün mücadelesine ait tohumlar; dillere destan bir ahlaka sahip olan bir peygamber döneminde filiz vermeye başlayacaktı.

Yusuf’un Çağı

Yusuf…

Mısırın mihmandarı Yusuf …

Rüya ilmine vakıf peygamber Hz. Yakup’un oğlu Yusuf…Günümüze kadar kökleri uzamış Mısır’a geçmişinde tek tanrıyı öğreten Hz. Yusuf…

Yusuf’un çağını haddi aşmadan anlatalım…

Rüyasında 11 yıldız, Güneş ve Ay’ı kendisine secde ederken gördüğünde korkarak babası Hz. Yakup’a koşmuş ve konuyu anlatmıştı. Rüya ilminin piri olan babası ona rüyasını kimseye anlatmaması konusunda uyarmıştı. Uyarmıştı ancak her salih rüya gibi bu rüyanın da bir imtihanı olacaktı.

Hz. İbrahim’in çağında Milleti İbrahim’in ulularına ve oğlu İsmail’e emanet edilen sırlar bu kez Hz. Yusuf’ta can bulacaktı. Yusuf gördüğü rüyanın imtihanına tabi tutulma sürecinde yüce yaratıcı tarafından dirilmenin ve Arz-ı mukaddesin sırlarına vakıf edilecekti.

İnsan ve evrene ait iki sırrın peşinde olanlar; sırları öğrenmeye Hz. Yusuf döneminde olduğu kadar bir daha hiçbir çağda yaklaşamamışlardı. Çünkü bu kez sırrın peşinde olanlar sırrın muhafızlarına kan bağı vasıtasıyla; yani peygambere kan bağı ile yakınlık kurarak sırları elde etmeyi denemişlerdi.

Hz. Yusuf ve daha sonra doğacak kardeşi Bünyamin öz kardeşlerdi. Ancak diğer 10 kardeşi ise Hz. Yusuf’un baba bir olan üvey kardeşleriydi.

Hz. Yusuf’un rüyasının imtihanı işte bu 10 kardeşi vasıtasıyla olacaktı. Sırrın peşinde olan üvey kardeşler kendi aralarında dönemin en güçlü konseyini kurmuşlardı. Kan bağı ile birbirine bağlı olan bu 10 kardeş çok tehlikeli bir yapı oluşturmuşlardı. Nitekim bu 10 kişilik konsey kendi çağlarında Kuran’ın ifadesiyle şöyle büyükleniyorlardı.

“Biz çok güçlü bir heyetiz”

Cihanın en büyük iki sırrını öğrenerek sonsuza kadar güçlerini korumak; İnsana ve evrene hükmetmek isteyen bu 10 kişilik heyet, Yusuf’a tuzak kurmuştu. Onlar Yusuf’u kuyuya atmış ve ona ait bir gömleğe kan bulaştırarak babalarını Yusuf’un öldüğüne inandırmaya çalışmışlardı. Bu zaman zarfında oğlunun üzüntüsünden Yusuf’un babasının gözleri kör olmuştu.

Kuyuya atıldığı anda Yusuf’a dayanması için gelen vahiy ile Mısır’a hükümdar olduğu anda gelen vahyin özü birdi. Kuyuda da olsa tahta hükümdar olsa da babasının üzerindeki hakkını ödemeliydi. Mısır hükümdarı Hz. Yusuf dirilmenin esrarı kan sırrına vakıf olduğundan; babasına bu sır ile işlenen bir gömlek göndertmişti.  Oğlundan gelen gömleği gözüne süren Hz. Yakup’un gözlerindeki perde kalkmıştı. Dirilmenin esrarı ile kan sırrı ile işlenen gömlek ile göz hücreleri yeniden dirilmişti.

Böylelikle kan bağı yoluyla sırrı elde edebileceğini sanan 10lar konseyinin Yusuf’un çağındaki hayalleri yerle bir olmuştu. Dirilmenin sırrını barındıran kan ile işlenen gömlek ellerindeydi. Üstelik kendi elleriyle gömleği babalarına götürmüş ve gözlerinin tekrar görmeye başladığına şahit olmuşlardı. Fakat tüm bunlara rağmen sırra vakıf olamamışlardı. Sadece kana ait sırra değil, Arz-ı mukaddesin sırrına da vakıf olamayacaklardı.

Hz. Yusuf dönemi Mısırında bir bölgeye 17 adet piramit dikilecekti. İşte bu piramitler ile Hz. Yusuf arzın beş önemli noktasından birinin Mısırda olduğunu ilan ediyordu. (günümüzde mısır piramitlerinin altında 17 adet mısır piramitlerinin şekline  benzemeyen yapı bulunmuştur. Bu yapıların Türk piramitleri gibi kesik uçlu şekilde inşa edilen yapılar olduğu özel cihazlar ile tespit edilmiştir.)

Yusuf’un çağında galip gelen, yüce yaratıcının iki önemli sırrına muhafızlık yapanlar olmuştu. 10lar konseyi ise kaybetmenin hıncı ile Mısır’ın kara ilmine dalarak daha da korkunç bir hal alacak haram olan ilimlerine ilim katacaklardı. Bu ilim ile Yusuf’un Mısır’ı yerle bir edilerek 10lar konseyinin Mısır’ına dönüştürüldü.

Pagan Mısır’ın gizli ilimleri ile kurulan firavunlara ait sistem, yaratıcı tarafından vahiy edilecek asabi ve güçlü bir peygamberin çağında yerle bir edilecekti.

Musa’nın Çağı

Mısıra Firavun olma yolunda ilerlerken, tüm dünyası yanan bir ağaçtan aldığı vahiy ile değişen bir insan düşünün. Varlığın içindeki hayatını bir anda yoklukla değişebilecek kadar güçlü karakterli asalet timsali bir insan…

Güçlü karakterinin yanında bir o kadar da tez canlılığının verdiği asabi bir karakterin düşebileceği tüm yanlışlara düştükten sonra, yanlışlarından doğruluğun hakikatine ermiş bir şeriat peygamberi…

Firavunların düzenini Rabb’inin yardımıyla başlarına yıkan Hz. Musa kendi çağında Hz. İbrahim’in sırrına vakıf olanlardandı. Hz. Yusuf döneminde onun tarafından ulu bilgelere emanet edilen sırları öğrenmişti Hz. Musa.

Hz. Musa kavmini Mısır’dan çıkaracak ve Firavunun düzenine Mısır’ın dışından tehlike yaratacaktı. Anacak bilindiğinin aksine Musa her ne kadar Firavundan kaçsa da Firavunu var eden zihniyeti tam yanında taşımıştı.

Musa’nın Mısır dışına çıkardığı 12 kavimden 10 tanesi Firavun zihniyetini içselleştiren kavimlerdi.  Bu kavimler Hz. Yusuf’un döneminden kalma kan bağı ile birbirine bağlı 10 kişilik konseyden türeyen kavimlerdi. Zamanla bu on kavmin başına çeşitli kutsal ve paganistik ritüelleri içeren törenlerle 10 lider atandı. 10 kavmin yönetimi babadan oğula bir liderlik ile değil; kan bilimi ölüm ritüelleri ve günümüzde geomancy olarak çok az bir kısmı bilinen ilim dalında kendini en çok yetiştiren kişilerin seçimi ile sağlanıyordu.

Hz. Musa firavuna karşı verdiği savaşı kazanacaktı. Ancak Firavun zihniyetine karşı verdiği savaşın mücadelesinin kendisinden sonra devam edeceğinin farkında idi. Çünkü bu zihniyete karşı verilen savaş kıyamete kadar sürecek bir mücadelenin izdüşümü idi.

Hz. Musa kavmim dediği 12 kavimden 10 tanesi firavun zihniyetinin temsilcileri idi. Bu 10 kavmin liderleri Hz. Musa’nın vefatına kadar ki süreçte sürekli olarak ona karşı gelmişlerdi. Her söylediğine muhalefet etmişlerdi. Çünkü asıl olan sırrın peşindeydiler. Buldukları her fırsatta kanın ve kutsal belde Arz-ı mukaddesin sırlarını aşağılıkça ele geçirmeye çalışmışlardı.

Kuran ve Eski Ahit okunduğu takdirde 10 kavmin yakaladığı fırsatların izinin sürülebilir olduğu görülecektir.

Bu izleri sürelim…

Hz. Musa, Rabbinden aldığı vahiy ile Mısır’ın dışına taşıdığı 12 kavmi, Arz-ı mukaddesin sırrına ait beş önemli noktadan biri olan Arz-ı Mevut denilen vaat edilmiş topraklara götürmek istemişti. Rabbinden gelen vahyi 12 kavmin lideri ile paylaştığında iki lider hariç diğer 10 lider karşı çıkmıştı. 10 kavmin lideri vaat edilmiş topraklara gitmek istemediler. Bu yaşananların üstüne Hz. Musa Hz. Harun ve kendisine uyan iki kavim hariç fasık dediği kalan 10 kavim ile aralarını ayırmasını istemiştir. Yaşanan hadise kutsal metinlerde şu şekilde anlatılacaktı.

“Rabbinden aldığı emir ile 12 kavimden kutsal liderler seçildi. Seçilenler vaat edilmiş topraklara keşif amaçlı olarak gönderildi. Ancak aralarından 10 kişi bu topraklarda zorlu kavimlerin varlığını delil gösterdi ve rabbin vahyine karşı durdu. Buna karşılık ise 40 yıl çölde Hz. Musa ile dolanmak mecburiyetinde kaldılar.”

Sadece zorlu kavimler var diye kırk yıl çölde dolanmayı hangi akıl kabul eder. Musa’nın çağındaki 10 kişilik konsey, Hz. Musa’dan Arz-ı mukaddese ait toprakların sırrını istemişti. Ancak Hz. Musa ise onları Arz-ı mukaddesin bir bölümünü barındıran vaat edilmiş topraklara yönlendirince; zorlu kavimler bahane gösterilerek rabbin emrine karşı çıkılmıştı.

Hz. Musa çağındaki 10lar konseyinin Hz. Musa’ya yaptıkları bununla da kalmadı. Hz. Musa Rabbi ile konuşmak için Tur dağına çıktığında kırk gün dönmemişti. İşte bu süreç zarfında bu kez dirilmenin sırrının peşine düşülmüş ve bu uğurda firavun zihniyetinin adetleri canlandırılmıştı.

10 kişilik konseyin en önemli isimlerinden biri altından bir buzağı yapmıştı. Hz. Musa rabbi ile konuşmadan döndüğünde iki kavim hariç 10 kavmi altından yapılan buzağıya taparken görmüştü. Altın eritilerek yapılan bu buzağı, klasik bir heykel veya göz boyama ile yapılan böğürebilen bir heykel değildi. Nitekim altın buzağı ile ilgili kuranda şu ifadelere yer verilmişti:

“Bundan sonra Musa Samiri’ye döndü:

‘Ya senin zorun neydi, ey Samiri?’ Dedi.

O da:

‘Ben, onların görmediklerini gördüm. Zira o elçinin izinden bir avuç(toprak) alıp onu (erimiş mücevheratın içine) attım. Bunu böyle nefsim bana hoş gösterdi’ dedi”

Ayette geçen elçi bastığı kuru toprağı yeşerten Hz. Cebrail olarak bilinen melekti. Dirilmenin sırrına talip olan Samiri, geçtiği kuru toprağı dirilterek yeşerten elçinin izinden bir avuç toprak ile altından buzağı yapmıştı. Bu buzağı klasik bir put olsaydı; firavun dönemine şahit olan ve olağanüstülüklere alışkın büyü ile iç içe geçmiş Musa’nın kavmi mucize görmüşçesine altın buzağıya tapar mıydı? Yaşanan hadiseler bu kadar basit değildi.

Altından yapılan buzağıda dirilmenin sırrı gizli idi. Hz. Musa dirilmenin sırrını Hz. Hızır’dan farklı bir şekilde daha önceki yolculuğunda öğrenmişti. Kutsal metinlerde geçen Hz. Hızır ile buluşmasında Hızır bir çocuğu öldürecekti. Asabi peygamber Hz. Musa ise bu duruma karşı çıkıp sesini yükseltecek ve Hızır ile olan sınavı sona erecekti. Hz. Hızır’a çocuğu neden öldürdün sorusunu sorduğunda dirilmenin esrarı kan sırrını öğrenmişti. Böylelikle şeriata aykırı yaşanan hadisenin hikmetine ikna ve nail olmuştu.

Hz. Musa bu sırlara Hızır ile vakıf olduğundan, bir ilmin gereği bu sırları geliştirmeye çabalıyordu. Tabiri caizse Hızır’dan öğrendiklerinin üstüne kendi bilgilerini eklemeye çabalıyordu.

Samiri’nin kullandığı fırsat ile 10lar konseyi vahye ait sırrı keşfetme yolunda önemli bir adım daha atmıştı. Samiri’nin edindiği ilmin kötüye kullanılmaması için Hz. Musa bu ilme ait bilgileri meşhur ahit sandığına koyarak sakladı. Hz. Musa kendine ait bilgileri bir kitapta sırlamış mıydı? Bilinmez…

Samiri’nin kötüye kullandığı ilim sayesinde dünya, bugünkü bilimin bile vakıf olamadığı öylesine bir döneme girmişti ki; günümüzde hala geçmişte yaşanan o çağa ait izler agnostik ve mistik yapılarca araştırılmaya devam etmektedir.

Bahsettiğim çağın iki büyük peygamberi vardı…

Davut ile Süleyman’ın Çağı

Bir baba ve oğul düşünün ki, kendi dönemlerinde hem devleti hem dini, hem de ilmi yönetecek kudrete sahip olsunlar…

Bir baba ve oğul düşünün ki, yüce yaratıcı tarafından verilen kudreti tek elde toplamalarına rağmen dik durup, firavun zihniyetinin kuyusuna düşmesinler. Bir baba ve oğul düşünün ki insandan önce yaratılan varlıklar dahil onların hükümdarlık dönemlerinde devlet kudretinin ne olduğunu öğrenmiş olsunlar…

Davut ile Süleyman….Örs ile Çekiç

10lar konseyinin tarihinde bu iki ulu peygamber dönemindeki kadar sessiz kalma zorunluluğu olmamıştır. O kadar ki, 10lar konseyi kan bağı ile bağlı oldukları kendi kavimlerine dahi söz geçiremez hale gelmişlerdir. Elbette bunda yüce yaratıcı tarafından baba-oğul iki ulu peygambere verilen ilmin etkisi tek önemli faktör olmuştur. Öyle ki bu ilim ile sadece bozgunculuk çıkaran kavimlere değil, insandan öncesine ait varlıklar olan cinlere dahi hükümdarlık edebilmiştir.

Hz. Musa çağında Samiri’nin eksik ve yanlış öğrendiği ilme ait doğru bilgilerin yer aldığı ahit sandığı, Davut döneminde tekrar İbrahim’in soyunun kontrolüne geçmişti. Kutsal bilgeliğin sandığını Davut’a emanet edenler; aynı zamanda dirilmenin sırrını da Hz. Davut’a öğretmişlerdi. Bu ilmi öğrenen Davut peygambere rabbi tarafından zırh yapmanın ve doğadaki canlılar ile konuşmanın ilmine ait incelikler öğretilmişti.

Davut peygamberin öğrendiği ilmin günümüzde hala bir karşılığı yoktur. Mesela Davut peygambere öğretilen zırh sanatının, günümüzde bildiğimiz zırh yapma kavramı ile bir ilgisi yoktu. Çünkü Davut’un demiri yumuşatması çeşitli sözcüklerin bir araya getirilmesi ile vuku buluyordu. Davut peygamberin çekici, rabbi tarafından verilen güzel davudi sesi idi. Bu yapılan zırh ile cinler dahi insanoğluna ram oluyorlardı.

Arz-ı mukaddesin ve kanın sırrının peşinde olanlar yüzyıllardır mücadele etmelerine rağmen başarısız oluyorlardı. Bu başarısızlıkta dönemin peygamberlerine bahşedilen ilmin büyük etkisi oluyordu. Onlar konseyinin bozgunculuk çıkaracağı alan ne ise ; Allah tarafından çağın peygamberine gönderilen ilimde bu bozgunculuğa karşı duracak anahtar oluyordu.

Onlar konseyi her ulu peygamber döneminde olduğu gibi Davut peygamber döneminde de ele geçirdiği savaş fırsatını değerlendirecekti. Tevrat ta geçen ifadeyle onlar konseyi diğer tüm şehirlerde bulunan kavimlere Davut ve soyu ile savaşma emri vermişti. Ancak bu kez emre çok az bir kesim uymuştu. Uyanların cezası Davut peygamberin sesi ile döverek işlediği kılıcı ile verildi.

Davut peygamber dünyasını değiştirirken oğlu Süleyman’a Arz-ı mukaddesin sırrına binaen kutsal bir mabet yapmasını isteyecekti.

Davut peygamber vefat ettiğinde oğluna güçlü bir hükümdarlık ile koruduğu krallığını bırakmıştı. Ve tabi ki ilmini de.

Süleyman peygamberin dönemi, babasının dönemine oranla daha deruni ilimlerin ortaya çıkacağı bir zaman dilimi olmuştu.

Davut’un oğlu Süleyman peygambere verilen hükümdarlık ve muktedirlik yetkileri hiçbir peygambere nasip olmamıştı. Nitekim Süleyman peygamber de alemlerin Rabb’ine geçmişinde bu yönde niyaz etmişti.

“Bana kimseye vermediğin devletler nasip eyle…”

Gönülden edilen temiz duası kabul olunan ulu peygamberin edindiği büyük gücün, büyük de sorumluluğu vardı. Bu sorumluluğun bilincini, kabul olunan duanın karşılığı sonucunda yaşadığı imtihanı geçerek edinmişti Süleyman Peygamber…

Süleyman peygamber günümüzde kendi ismi ile anılan bir mabet yaptırmıştı. Davut peygamberin mirasçısı olan oğlunun yaptırdığı mabette tüm yaratılan varlık alemi, elbirliği ile çalışmıştı. İnsanlar cinler, hayvanlar ve daha bilmediklerimiz…

Yapılan mabet Arz-ı mukaddesin ölçülerine ve şekline göre yapılmıştı. Daha kolay anlaşılması için günümüz diliyle bir misal verelim. Düşünün bugünkü Türkiye haritası şeklinde yapılan bir mabet… İşte Kuran’da sınırları belirtilmeyen Arz-ı mukaddesin sınırları; Süleyman’ın mabedinin mimarisine gizlenmişti. Tapınağın beş önemli noktasına beş önemli kutsal bilgeliğe ait eşya ve kitabe konulmuştu.

Arz-ı mukaddese ait sırrın mabede işlendiğini öğrenen 10lar konseyi tarafından bu mimariye sit sırlar çözülmeye çalışıldı. Ancak hiçbir sonuç alınamadı.

Mabedin mimarisi klasik matematik ve hesaplamalar ile açıklanamayacaktı. Mucizeler ilmine ait bir sembol kodlaması idi. Mimari, sayıların bir araya gelmesi ile değil, semboller matematiği ile inşa edilmişti.

Ne demekti bu semboller matematiği?

Şöyle düşünün, bugün normal harfler ile yazılan yazı ve Çin yazısı arasında nasıl bir fark varsa. Sayılar ve semboller matematiği arasında ki fark ta tam olarak budur.

Devam edelim…

Arz-ı mukaddesin sırrını korumaya alan ulu peygamberin dirilmenin sırrını öğrenmesi ise çok daha mucizevi olacaktı.

Kuranda geçen ifadeyle…

“Ant olsun ki biz Süleyman’ı bir imtihandan geçirdik; tahtına ceset bıraktık…”

İşte bu ceset Süleyman peygamberin kendi cesedi idi. Süleyman peygamberin ruhu bedeninden ayrılmış ve tekrar ruhu ile bedeni buluşmuştu. Dirilmenin sırrını merak eden bir peygamber daha insanoğlunun en büyük sırrına bu şekilde vakıf edilmişti.

Süleyman peygamberin vefatının hemen ardından onun kurduğu varlık alemine ait düzen onlar konseyi tarafından ilk fırsatta bozgunculuk ile yerle bir edilmek istendi. Bu süreçte babasının mirası olan Süleyman’ın yaptırdığı mabet korundu. Ancak hükümdarlık yaptığı devlet ikiye bölündü.

Onlar konseyi Yusuf peygamberden beri takip ettiği, yüce yaratıcının gönderdiği elçilere yakın olma fikrinden vazgeçmişti. Çünkü insan ve evrene ait olan iki büyük sırrı bu yol ile ele geçirememişlerdi.

İşte bu süre zarfında yeni bir çıkar yol bulundu ve konsey ilk kez bir devlet kurmak için adım attı.

Süleyman’ın düzenine karşı 10 kavmin liderliğinde isyan başlatıldı ve konseyin zihin yapısına uygun yeni bir devlet kuruldu.

İşte 10lar konseyinin kurduğu ilk devletin adı İsrail’di.

İsrail’in başkentine ise konseyin edindiği kara ilme büyük katkısı olan Samiri’nin ismi verilmişti. İsrail’in başkenti Samiriye olarak anılacaktı.

10lar konseyinin ilk devleti İsrail krallığının merkezine tıpkı Süleyman peygamberin yaptırdığı gibi bir mabet yaptıracaktı. Bu mabette onlar konseyine ait birçok sır bilgi, kitabeler ve çeşitli büyü ilmi ile var edilen eşyalar saklanmıştı.

Bu mabet öylesine büyük ve kara ilim denilen sanata ait sırlar barındırıyordu ki…

İsrail krallığı Asurlular tarafından yıkıldığında; Asur İmparatoru tarafından bu kara ilme ait kitabe ve eşyaların onlar konseyinin mabedinden çıkarılması emredilmişti.

Konsey, İsrail krallığından ayrılmadan önce edindikleri kara ilme ait bilgileri ve önemli kitabelerini de bir lahitte toplamıştı. Bu lahit konseye liderlik edecek kavmin gözetiminde saklanacaktı. Dolayısı ile Asurlular tarafından edinilen bilgi ve kitabeler; onlar konseyinin şeytani ilmine ait çok küçük bir envanterin bilgisi idi.

İsrail krallığının yıkılma süreci önemlidir. Çünkü bu devlet bir misyon gereği konsey tarafından bile isteye yıktırılmıştı. Yani konsey kendi kurduğu devletin yine kendi planı ile ve bir misyon gereği yıkılmasının önünü açmıştı. Asur imparatoru adeta şehre davet edilmişti.

Konseyin bir misyon ile kurdukları devleti yıktıklarında; onlar konseyine bağlı olan 10 kabile dünyanın on,10 farklı coğrafyasına dağılmıştı. Ta ki yeniden aynı bölgeye hâkim olmak için dönecekleri güne kadar…

İşte bu konseyin ve İsrail krallığının dağılma süreci birçok kaynağa ve özellikle de Tevrat’a (daha sonrasından)eklenmiş idi…

Tevrat’a daha sonra eklene kısım şöyleydi;

“10 kabile bir daha dönmeyecektir. Çünkü söyle yazılıdır. Rab büyük kızgınlıkla ve şiddetli öfkeyle onları ülkelerinden söküp attı. Bugün olduğu gibi başka bir ülkeye sürdü. Bugünün yitip gitmesi, bir daha asla geri gelmeyecek olması gibi, bu kabileler de yitip gitmiştir ve geri gelmeyecektir. Haham Avika bunu söyler ama haham Eliezer şöyle der: nasıl ki gün kararır ve gecenin ardından ışık yeniden yükselir, 10 kabilenin üzerine de karanlık çökmüştür ama ışık yeniden onların üzerine parıldayacaktır.”

MS Yahudiler üzerine en kapsamlı tarih kitabını yazan Josephus Flavius’a göre 10 kabile hala Fırat’ın öte yakasında yaşamaktadır. Bunlardan birçoğu Roma yönetimi altında hayatlarını sürdürmüşlerdir.

Yine meşhur Yahudi mistiklerinden olan MS ikinci yüzyılda yaşamış olan Esdras adıyla anılan Ezra’nın yazdığı Ezra’nın düşleri adlı eserden:

“Çevresine toplanmış barışçıl topluluklar gördüğünde bilin ki onlar on kabileydi. Kral Hoşea zamanında yurtlarından sürülmüşlerdi. Fırat’ın ötesine yerleştiler ve dağıldılar. Yüceler yücesi ırmağın suları yine duracak ve onlar yine ırmağı aşacaklardır.”

Yahudiliğe ait yarı mistik kitaplar Mişna ve Talmud’a göre:

“10 kabile bir gün yeniden dönecek. Onlar daha da güçlenerek dönecekler.”

Bu isimlere onlarca tarihçi ve mistiği katmak mümkündür. Ancak tüm bu isimlerin ortak yanı onlar konseyi ismi ile var olan ve yönettikleri 10 kabilenin soyu ile birlikte yeniden medeniyete yön vereceklerine inandıkları bir yapılanmadan bahsetmiş olmalarıdır. Kabala inancı ile birlikte; onlar konseyinin başındaki ismin Mesih olacağı inancı işlenmeye başlamıştır. Diğer dokuz kişi tarafından gücü onaylanan onuncu kişi ve soyu; konseyin başına seçilecek ve Mesih olarak medeniyeti kötülükten kurtaracaktır.

Onlar konseyinin gizini; yayıldıkları coğrafyalardaki devletlere nasıl etki ettiklerini kitabı satın alarak öğrenebilirsiniz… Ancak öncesinde zamanı gelmişken çok önemli bir tarihi sırrın esrar perdesini aralayalım…

Konsey, dirilme ve Arz-ı mukaddese ait sırrı ararken; birçok karanlık denilecek ilme de vakıf olmuştu. Onlar konseyinin farklı coğrafyalara yayılmasının ardından bu ilme dair fısıltılar bile çeşitli mistik örgütlerin iştahını kabartmaya yetmiştir.

Yüzyıllardır tapınak şövalyeleri ve diğer gizli tarikatların Süleyman mabedinin peşinde olduğu bir propaganda aracı olarak dünya milletlerine fısıldanır. Oysa tapınakçıların öncesinde bile bu tip gizli cemiyetlerin peşinde oldukları mabet, Süleyman’ın yaptırdığı mabet değildi. Onlar konseyi tarafından yapılan mabetti. Ancak bu sırrın üstünün kapatılması için Süleyman mabedi yalanı ortaya atılarak tüm insanlık kandırılmıştır. Gerçekler gizlenmiştir.

Düşünün…

Daha Süleyman mabedinin inşa edildiği gün orada olan bir konsey, mabedi kendi zihinlerine aykırı geldiği için kabullenmiyor. Üstelik bu mabette yer alan Arzı mukaddese ait sırrı da çözemediklerinde; bölgeyi terk ediyorlar. Bu konseyin tekrar aynı mabedi yapma planı içerisinde olduğunu söylemek gülünç ve tarihsel gerçeklere aykırı değil midir?

Bu gerçeğin gizlenmesinde büyük bir sır yatmaktadır. Çünkü 10lar konseyi tarafından ilk İsrail krallığında inşa edilen mabet Mısır da yer alan sivri uçlu piramitlerin şeklindeydi. Bu iki medeniyet arasındaki gizli bağın deşifre olmaması için gözler Süleyman mabedine çevrilmiştir.

Konu çok uzun ve derin olduğundan biz şimdilik son cümlelerle videoyu noktalayalım

10lar konseyi İsrail krallığını terk ettikten sonra dünyanın 10 farklı bölgesine dağılmış ve Konsey dünyanın on farklı bölgesinde edindikleri kara ilim sayesinde bazı büyük devletleri ve bazı şehir devletlerini etkisi altına almıştır. Günümüzde bunun etkileri çok güçlü bir şekilde hissedilmektedir.

Bir sonraki video da görüşmek dileğiyle…

Onlar konseyi etkisi altına aldığı devletlerde kendi zihin kodlarına uygun mitler yaratmıştır. Bu mitlerden en ünlüsü kadim Atlantis’e ait olandır.

BU İÇERİĞİN ÖZEL İZİN ALINMADAN KAYNAK OLARAK GÖSTERİLMESİ YASAKTIR.


Like it? Share with your friends!

4
1 share, 4 points

What's Your Reaction?

hate hate
0
hate
confused confused
0
confused
fail fail
0
fail
fun fun
0
fun
geeky geeky
0
geeky
love love
0
love
lol lol
1
lol
omg omg
0
omg
win win
4
win

0 Comments

Send this to a friend